30 Eylül 2005

Sonbahar Gelemeyince Yapılanlar


Bütün bir hafta boyunca "Sonbahar geldi," ve "artık ama.aman!'a bir sonbahar yazısı yazayım da şöyle dokunaklı, kaydıraklı, tumturaklı olsun!" diye düşündüm durdum. Ancak ki ancak, yazıyı yazmaya başladığım bugün camdan dışarı bakıyorum ve de görüyorum ki hava gayet berrak; bulutlardan eser yok, grilerin pantonesi kendisini maviliğe bırakmış...

Sonbahar ambiyansı için yukarıdaki yapraklarla idare edeceksiniz artık. O yazıyı da sonra okursunuz çünkü hiç havamda değilim; ilham perilerim başkalarına ilham vermekle meşgul olmalı ki bana uğramadılar bu hafta pek. Söz ama, yazacağımdır efendim...

Size neler yaptığımdan bahsetmek isterim bu yazımda... Bu yazının ismi o yüzden "Sonbahar Gelemeyince Yapılanlar". Genel bir görünüm, olan biten durumları, ajans halleri...

Aslına bakarsanız, pek bir keyif içerisindeyim. Huzurluyum. "Aman!" demişim... Yaymışım kendimi. Zen musikisiyle uyuyup, Sayag Jazz Machine'le ve kahveyle kendimi uyandırıp, ayıltıp; günün geri kalanına Camera Obscura ile devam ediyorum. Müzik var dört yanımda. Pek keyifli, pek hoş... Buradan müzik danışmanım olan sevgili kedi Atakan'a da teşekkür ederim bütün bunlar için. Benim indirmeye üşendiğim şeyleri o indiriyor, linkleri buluyor, güzel şeyler çıkartıyor ortaya...

Sonra bakalım başka ne yapıyorum?... Duvarlara resimler asıyorum... Klimtlere, Chagalllara falan bakıyorum bıkmadan ve parmak boyası yapıyorum sonra. Pek bir etkilenip o sanat eserlerinden... Parmak boyası yapmak çok eğlenceli bu arada. Herkese tavsiye ederim.

Masam da pek bir düzenli. Düzen içerisinde kendi çapında... Bu düzeninden mutlu bir masa ve "Masa da masaymış ha!" halet-i ruhiyesinde... Kişilikli bir masa! Varoluşundan memnun! İşe yarar bir masa! (Bir başka yazımda kendisine ses veririm. O anlatır nasıl bir masa olduğunu...)

Garip garip işlere başvuruyorum bir de. Ama bir yandan da zeytinyağından sabun nasıl üretilir onu araştırıyorum yazımı okuyan "Antoine"cık sayesinde. Çok yönlüyüm yani. Böyle hiçbirşey yapmaz gibi gözüküp çok şey yapanlardan... Pratiğe de geçeceğizdir ama merak etmeyiniz. "Aman sen de!" demeyiniz.

Evden çıktığım zamanlarda genelde insanlarla buluşuyorum. Mesela bu hafta çılgın asistan Nihan Hanım'la buluştum. Pek bir güldük, pek bir söyleştik. Bugün de Ebru Hanım'la buluşma günümüz cuma günü olması itibariyle. Mübarekliği kendinden menkul olan bu günümüzde gene eğleneceğizdir, söyleşeceğizdir, kıkır kıkır edeceğizdir ve tela endüstrisinin gelişmesine faydalı bir birey yaratacağızdır. Değil mi Ebruş? "Tabii... Tabii..." diyor o şimdi bunu okurken. Ben de "Senin o tabiini yerim!" diyorum. Bilmukabele, evet...

Şimdi yüncüye gidecek, rengarenk yünler alıp, örmesi için annem yoluyla anneanneme teslimat işlemine sokacağım onları. Kazak modelim de hazır. Havalar soğur yakında... Üşümeyelim. Domates çorbası içip, kazaklarımızı çekip, burnumuzu ısıtalım. Değil mi?

Güzel oluruz öyle. Güzeliz zaten hep. Farkında olalım yeter. Önemli olan sonbahar, yaz, kış, ilkbahar falan değil. Kendi mevsimin; mevsimimiz... Hah, bir de Leonard Cohen'den "The Letters" dinleyiniz... Çünkü çok güzel:

"Your story was so long, the plot as so intense./It took you years to cross the lines of self defence,/the wounded forms appear: the loss, the full extent and the simple kindness here.../The solitude of strength..."

*EEG'nin çıktısını da bir ara da doktora götüreceğiz. Yorumunu alacağız. Merak edenlere duyurulur. "Taverna"ya mesajlar bırakan Hayriye ve de "nokta nokta nokta Hanım"a bu not. Sürekli sormasınlar diye buraya da yazayım dedim. Ama o bahsi geçen "bir ara" ne ara olur bilemiyorum...

1 yorum:

  1. http://www.thebodyshop.com/bodyshop/browse/product_detail.jsp?productId=prod970005&categoryId=cat30068

    YanıtlaSil