23 Şubat 2006

Laleli Strikes Back

Ben sorumsuzum.

Mezun oldum, okuldan çıktı belgemi almadım. Şimdi Ebru'yla KPDSye girelim diyoruz ve ben belgem olmadığı için başvuramıyorum bu sınava... (edit: Çok güzel oldu, Ebru da bazı nedenlerden dolayı başvuramıyor.) Harikayım değil mi? Yarın okula gidip "öğrenci işleri"nde çalışan "hobgoblin"lerle savaşmam lazım ve kendimde o gücü göremiyorum, "mana"m yetersiz. Zaten onların arkasında durdukları masalarıyla ve sürekli açık duran "solitaire"leriyle defansları oldukça yüksek. Yerler beni...

Gözümde nasıl büyüyor anlatamam ama yapmam lazım. Burada yaşadıkça, her zaman saçmasapan bir bürokrasiyle karşı karşıya geleceğiz. Bizim ülkemizin klasiklerinden biri bu bürokrasi. Bize hayvan gibi davranılmasını hakediyoruz zaten sesimizi çıkartmadığımız sürece, "Katlanacağız," dedikçe. Sistemi değiştirmek gibi bir şey mümkün değil artık...

Neyse, yaparım ben. Bulurum kendimde o gücü. Belki sinirlenirim biraz ama geçer nasılsa. Gidip 6x9 ebadında 6 tane fotoğraf çektirmem lazım şimdi, bir de 4 tane vesikalık lazım...

N'apacaklarsa o kadar fotoğrafı? Her sene kayıtta verdiklerimizi ne yapıyorlarsa, onu yapacaklar elbette. Dosyamızda fotoğraf bulunması zaten bu tür işlerde kullanmak için değil mi yahu? İlk kez kayıt yaptırırken 12 tane verdik ama her kayıt yenilemede gene istediler eşgalimizi belirlemek, gül yüzümüzü görmek için... Ne oluyor o fotoğraflara hiç bilemiyorum cidden.

Öğrencisini potansiyel suçlu olarak gören bir üniversite işte. Her kayıt yenilemede ikametgah senedi veriyorduk bir de bu fotoğraf yetmezmiş gibi.

Sonra neden "Sinirlisin sen?" Alın, işte bundan dolayı sinirliyim. Psikolojim bozuk. Bozuldu bir güzel. Abuk sabuk bir kentte yaşıyoruz abuk sabuk ülkenin birinde, yaşanabilecek tüm absürd olayları da sineye çekiyoruz.

Okula gitmeye çalışmak bile "zor" zaten. O bile insanın psikolojisini bozan bir şey. Soğuk kış günlerinde mantomun içinde, yüzümden başka bir yerim gözükmezken, yüzüm de öyle ahım şahım değilken bile laf yiyordum ben sokaktaki adamdan... Bir de sonra gidip, Woolf okuyor, inceliyordum. "Kendine ait bir Oda"ymış. Sayın Virginia, kendine ait odayı para kazanıp yapsan bile, birisi gelip taciz eder onu, seni bu ülkede. Bunu bilmiyorsun tabii sen. Fakültede, amfide o dersi anlatan kadın biliyor bunu belki ama yüzyüze yaşamıyor her gün bununla. Meşhur BMWsine binip, gidiyor evine; Nişantaşı'na, neresiyse korunaklı habitatı oraya...

Aman! Şu anda silahsızlanamıyorum. Kusuruma bakılmasın. Üzüntüm sinire dönüşür benim. Üzülmemden bunlar hep. Neden böyle olduğumuzu sormaktan... Oysa sormamak lazım. Yaşamak lazım. Etiopya'dan daha iyi burası diye şükretmek lazım. Bizim derdimize imrenen insanlar vardır dünyada. Ama ben, o insanlar olarak doğmadım, onlar da ben olarak. Ahh, kafam çok karışık benim.

Sorumsuzum ben işte. Kendime kızıyorum. Bana "bok" gibi davranan öğrenci işleri memuru "hobgoblin" Şule'ye kızamam ki zaten. O ne yapsın? Ancak bana insan gibi davranabilir. Onu da yapamıyorsa; ne bileyim yani? Hak hukuk tartışmasına mı gireceğim? Belki zaten insan gibi görmemesi için nedenleri vardır kadının öğrencileri. Ben nasıl onu "hobgoblin" olarak görüyorsam... Aynı mantık.

Yoruluyorum tartışmadan. Sadece "Yazık..." diyebilirim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder