15 Mart 2006

Nergisler

Bu şiiri, 3-4 sene önce çevirdim. Sözlüğe de entry olarak girmiştim ama biraz değiştirdim şimdi. Ted Hughes'ün "Nergisler"i, Sylvia Plath için yazılmış son derece kişisel bir metin aslında bu. Ben seviyorum. Paylaşmak istedim. Renkli yaptığım kısımlar benim en çok sevdiğim yerleri. Buyrun:


Nergisler (1998)

Hatırlar mısın nergisleri nasıl topladığımızı?
Kimse hatırlamıyor ama ben hatırlıyorum.
Kızın gelmişti kucak dolusuyla, hevesli ve mutlu,
Yardım ediyordu hasata. O unuttu.
Seni bile anımsamıyor.Ve biz onları sattık.
Saygısızlık gibi geliyor kulağa ama biz onları sattık.
Çok mu fakirdik? Yaşlı Stoneman, bakkal,
Patron bakışlı, tansiyonu şalgama dönük morlaşan
(Son şansıydı bu onun,
Ölecekti sencileyin bir sonraki büyük donda),
İkna etti bizi. Her baharda
Hep aldı onları, düzinesi yedi kuruştan,
‘Bir ev geleneği’.

Aslında, hala daha emin değildik sahip olmayı istediğimizden
Herhangi bir şeye. Genellikle açtık
Herşeyi bir kazanca dönüştürmeye.
Hala göçebe-hala yabancı
Kendi mülkümüzün tümüne. Nergisler
İkinci dereceden yaldızıydı tapu senetlerinin,
Sahipsiz definelerin. Sadece geldiler,
Ve sürdürdüler gelmeyi.
Çimenlikten değil de cennetten düşercesine.
Hayatlarımız hala daha bir akındı kendi iyi şansımızın üzerine.
Biliyorduk sonsuza değin yaşayacağımızı. Öğrenmemiştik
Gelip geçici bakışının sonsuzluğun
Nergisler olduğunu. Hiç özdeştiremedik
Düğünsel uçuşunu o az rastlanır uğurböceklerinin-
Kendi günlerimizle!


Sandık ki onlar beklenmedik bir yardım.
Tahmin edemedik son bir kutsama olduklarını.
Sattık onları böylece. Onları satmaya çabaladık
Sanki görevliymişcesine başka bir kimsenin
Çiçek bahçesinde.
Eğilirdin ona
O nisan yağmurunun altında- senin son nisanın.
Eğilirdik orada beraberce, yumuşak feryatları arasında
İtilip kakılmış saplarının, ıslak darbeler sarsardı
titrek dans giysilerini-
Taze çıkmış kızböcekleri, nemli ve dayanıksız,
Açılmışlardı çok erkenden.

Kırılgan ışıklarını yığdık bir marangoz sırasına,
Dağıttık yaprakları düzinelerin arasına-
Buruşmuş kılıç yapraklar, eğilip bükülme, zorlu hava, çinko-gümüş kaplama-
Destekledik toy saplarını kova suyuyla,
Yayvan, etli saplarını,
Ve sattık onları, demedi yedi kuruştan.

Rüzgar yaraları, sancılar koyu topraktan,
Kokusuz madenleriyle,
Yalazlı arınışı derin mezarın taşsı soğukluğundan
Buzun nefesi varmışcasına-

Sattık onları, soldurmak için.
Ekin sıklaştı bizim onu seyrekleştiremeyeceğimiz denli bir hızla.
Sonunda, yorulduk
Ve düğün hediyemiz makası kaybettik.

Her mart tekrar yukarı çıktıklarında
Aynı soğanlardan, aynı
Bebek çığlıkları erimiş karda.
Müziğe erken balerinler, titrekler
Kurak rüzgarlarında senenin.
O aynı kabarışında belleğin, çırpınarak
Geri dönüyorlar senin oradaki eğilişini unutmak için
Gerisinde bir karanlık Nisan’ın yağmurlu perdelerinin,
Saplarını kırpan.


Ama bir yerlerde anımsıyor makasın. Neredeyse orada.

Bir yerlerde, ağzı tamamen açık,
Nisan’dan Nisan’a
Çökmekte derinlere
Çimenliğin ortasında- pastan bir haç, bir çapa...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder