Inge'yle sakin sakin takılıyorduk. Ingeborg Bachmann'la...Şiir okuyordu bana. "Bugünlerde acı vermiyor unutabilmem ve anımsamak zorunda kalmam. Seviyorum. Beyaz bir kor gibi tutuşarak seviyorum ve teşekkür ediyorum İngiliz selamlarıyla. Bunu yapmayı uçarken öğrendim." diyordu.
"Çok anlamlı olabilirdi?" diyordum ben de üstüne bir sigara yakıp. Hemencecik sözcükleri sıralıyordu: "Çok anlamlı olabilirdi: tükenmekteyiz, gitmek zorundayız, çağrılmadan geliriz. Ama konuşmak ve anlaşamamak, ve bir an bile kavuşamayan ellerimiz, yıkmakta bunca şeyi: kalıcı değiliz. İlk adımlarımızı korkutur yabancı işaretler, bir çarpı işareti parçalar bakışmaları. İstenen, yalnızlıklarda eriyip gitmemiz..."
Acı acı gülümsedik beraber. Birbirimize baktık. Sonra da çaylarımızı yudumladık.
Başımı sallayıp: "Faşizm iki insan arasında başlar demiştin..." diye gene başladım bozdum ama ben; dayanmadım. "İçimizde özgürleşip, diğerlerini böylece özgür bırakmamız lazım." dedim. Ama ah, o da ne!?
Jean Paul Efendi birden çıktı, yanımızda bitti bu laftan sonra: "Je ne suis pas moi, mais je voudrais bien,*" diye karıştırdı ortalığı. Üstüne bir de "Cehennem başkalarıdır," dedi. Dur dedim çay koyayım, bir soluklanalım. Ama olmadı, çünkü bir baktım Arthur gelmiş köşesinde güçlü mırıltıyla, diş arasından: "Je est un autre... Je est un autre...**" diye tekrarlıyor.
"Ben artık gideyim," dedi Inge. Pof! "Ben de düşüneyim," dedi Jean Paul. Pof!
Yokoldular ve bir Arthur kaldı.
Ne edeyim? Tutamadım misafirleri...
"Hep şiir kalıyor değil mi?" dedim. "Delilere şiir, dehalara felsefe kalır." diye yanıtladı gözlerini fincanına dikip. "Ne bekliyorsun?" diye sordu. "Suskunun üstadını, mutluluğun kurbanını..." dedim. "Cehennem yokmuş. Ama sen mevsimindesin," diye tısladı.
Sonra sustuk. Çünkü sessizlik de şiir olabiliyordu zaman zaman.
*Fr. Ben kendim degilim, ama olmak isterim.
**Fr. Ben bir başkasıdır.
hiçbir şey herşeyi karşıladığı anda, dilsizBabil'in kapısından geçip Öteki'ni keşfetmenin sırlarını dökünüyorduk
YanıtlaSilbirileri hep hata yapıyordu
hata yapmak serüvendi
hata yapmak güzeldi
öğreniyorduk..
temasAtlası'n küflü sayfalarında herkes biraz cinnet geçirebiliyordu..