ben bazen bir bakıyorum ki ağzımda sütbeyaz bir ruj seni öptükçe gökyüzü oluyorsun. demek ki düşümdeyim,
demek ki:
gene bir vadi, ucunda deniz mesela,
kendimi kaptırdım mı kaybolduğum sözcük aralıkları sanki ve "hey be hey! hain güneş,". ve düş göz yakıyor.
ne yapayım ben? ne yapayım?
- dudağıma gökyüzü akıyor.
- ayvalar sararmalı.
- sararmamalı.
- dudağıma gökyüzü akıyor.
ne yapayım ben? ne yapayım?
sonra aniden, "artık ayvalar sararmalı." diyorum, sen de durup durup "sararmamalı," diyorsun. o sırada aslında tüm sonbaharlar aklımdan geçiyor benim uğultulu bir rüzgarla, ama beraber delirebilmenin sevincine dalıvermişim, unutmuş, unutkanım dizlerinde...
hem, ben bir incirin ağzıyla konuşuyorum seninle: gökyüzünde dallarım, parmak uçlarımda mavilikler. sana dokunuyorum. dokundukça bir laciverte kesiyorsun ki nazarlar değmesin: yüzbin yıldızın aşkından korkuyor gece!
derken, asla ama asla, yani pratikte,
bu dünyada varolamayacak bir nesne
yaklaşıyor üstümüze. gökyüzünü çalıyor allahın uzaylısı:
düş işte!
ne yapayım ben? ne yapayım?
sevişmek meşru değilmiş samanyolunda,
hatta bu evrende.
çok güzel bir yazı bayan ç, hoşuma gitti.
YanıtlaSilsizi kutsuyorum.. çok hoşsunuz.. çok seviliyorsunuz, bunu bilin yani..
YanıtlaSilşey olsun diye demiyorum.. hakkaten şeysiniz..
öyle yani..
iyi olun şen kalın rüyada gibiyim yaptırdınız bana..
CİNNET TEBESSÜM
çok sağolunuz efendim.
YanıtlaSilböyle övgüler alınca ne diyeceğimi bilemiyorum ben...