26 Aralık 2006

Gribal Tribal

camıma ani bir rüzgarın taşıdığı iri yağmur damlaları çarpınca irkildim. saatlerimiz bi'buçuk ila yarım yarını gösteriyordu ve kadıköy ilçesinin semalarında gezinmekte olan bu huzursuz rüzgar mahallemizin mavi çamlarını sallıyor, sallıyor, sallıyordu. garip bir gündü. gündüzünden başlayan bir aksilik yumağı devam etmeyi bırakmıştı bu saatlerde. ama bir huyluydu nedense bendeniz. önce otobüsü kaçırdı, sonra diğer otobüse binerken az kala mantosunun eteğine takılıp düşüyordu falan filan. burnu akıyordu bir de. öksürüyordu. ertesinde ateşi de çıktı zaten ve tüm bunların çok sıkıcı olduğunu düşündü o, sayın gerzek içerikli günlükcüğüm. ve edebiyatta dramın sürekli işe yarayan bir teknik olduğunu bildiği halde, içi onu bile çekmedi. oysa ne kadar güzel bir şekilde, o klişeleşmiş "kadın yazar, yazsa yazsa gönül yazar" üslubunu üstüne giyerek, post-travmatik bir takım mevhumlardan olaya dalabilirdi. azıcık şiirselleştir, sıfatlandır vesaire! yanına da hüzünlü bir portresini ekleriz! oh be! oh yeah! işin özü, olurdu da bir şekilde, işe yarardı. ama yani anlayın siz şimdi, bu kulağa basit gelen şeylerin bile benim çerçevemde ne kadar gereksiz enerji sarfiyatı olduğunu: bilinç akayım da, dibe vurayım da, altından gireyim de üstünden çıkayım... off, zor işlerdi bunlar. fazla hareket gerektiriyordu. eee, tabii yazında hareket olmazsa dilde hareket yaratmak ve bir şekilde metni sürdürmek de olasıydı ama canım istemedi öyle bir tavır sergilemek. bu tavrın doğru yerlerde kullanılmadığı anlarda insanı rezil edebilecek bir şey olduğunun farkında olmam beni engelledi ya da; pek bilemiyorum. belki, bundan dolayı da yazmadım bir şey. yazmak istemedim. "bu riksi alamam," dedim, tam o sırada telefonun da şarzı bitmez mi! ay aman, oynayamam, yerim dar. of, ama yenim de dar!

- neden yazamadığını açıklamayı bıraksan, gerçekten yazabileceksin. (sevimli bir tonda, allegro!)
- hmm, evet. mantıklı. (vulkanlı soğukkanlılığı ve borusuna tüy topağı kaçmış kilise orgu sesinde. piano!)


burnumu sildim, ağzıma bir parol attım. "forza paracetamol!" dedim ve üstünde aynen de böyle yazan bir atkım olsun istedim. parol kutusu renklerinde olmalıydı elbette. mavi ve beyaz. bunu düşünürken su içtim, kendime döndüm, kendime baktım. yaşadığım yerde geceydi. soğuk bir kış gecesi. bir kış gecesi. ve elbette bir kış gecesi eğer bir yolcusu yoksa bu satırların, hemen akla gelen bir ev kedisi, o ev kedisi, ben evin diğer kedisi. yorganın altında mırıl mırıl mırıldanır o bambaşka mırıldanmalarıyla bir bir, birebir güzel ritmiyle ev kedilerinin... benim de huyum ya, hep o kediyi alırım ve bulurum. mesela, bir özdemir asaf şiirinden çıkartırım onu aniden. (çünkü oraya saklanmaya bayılıyor bazen bazen.)

hah, bakınız, yine buldum. yine hatırladım: çünkü o güzel kitabı da e.'ye hediye etmişim zamanında. hakikaten de tam zamanında, bir vapurda. adı paşabahçe ama siz gülcemal de diyebilirsiniz arzu ederseniz... bilir misiniz, bu vapurun içinde "cantieri navalli taranto" yazan bir plaka vidalıdır? bize tersanesini söyler, doğum yerini bildirir gösterişsiz ve tozlu o girişte. ayrıca içinde, bir artemis de vardır ki, gölgesi hemen bu yazının üstünde dolaşır bahsi geçince. dayanamaz yanıma varır. ancak, bilinmeli ki, italyanlara ve batı romalılara göre ismi artemis değil de dianadır. elinde oku, tepesinde bakire bir ay ile öylece durur küçük tanrıçaların büyük tanrıçası. ve bir de kış olur aklımızda aniden parlayan! ismine 2003 diyorlardır sanırım, 2003 ve yıldız ve kahve kanyak resmi adı lugat-ı hayal-ül türk'de bu kışın. o kışın, bu kışın, şu kışın! kurşun gibi hatırlanır bu hatıralar: dışıng! dışıng! hemen yere yatın! ah, kendi yazısının yapraklarını yiyen bir kurtum ben. usta komplocu! sabolarım ayağımda tıkır tıkır ederiken takarım yazının çarklarının arasına birini. durur aniden. biter.

ve buna sabotaj derler. hahahaha! (hey be hey, nasıl da kötücül kahkaha!)

pek sayın gözetmenlerim,
pek değerli romalılar,
pek saygın efesliler,
"delanda est carthago!" demiyorum, gidiyorum. bu saatten sonra kartaca'yla işim olmaz. bizim amazonluk yüksek ihtisas kurumu'ndan çıktı belgemi de aldım. evimin kadını olmaya karar verdim. ve şimdi, benim de uykum var.
benim uykum var.
benim
uykum
var.

lay, lay, lay.

ve söylemeden edemeyeceğim yâr,
yâr, seni kara saplı bıçak gibi sineme sapladılar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder