aha, 'alikopter geçti tepemden.
ne zaman 'alikopter sesi duysam da hemen aklıma heaven filmi düşüyor, sonra gidip bir elma meyvası yiyesim geliyor, maykıl ceksın şarkıcısı da dörti dayana'yı söylüyor. ben maykıl ceksın'ı sevdiğimi düşünüyorum, sonra da burada bugün üsküdar'dan motora binip beşiktaş'a geçtiğimi söylemek istiyorum. bunu iş mülakatına gitme amacıyla yaptığımı da ayrıca belirtmemde faide varmış gibi duruyor; ama aslında yok. ve bu durum böyle olsa da, ben kendinden eminsiz, kurgusuz ve bol kusurlu bir yazının içinde tekayak üstünde durduğum için önemli değil. hem de hiç. önemli olmayan diğer şeyler: heaven filmi ve 'alikopter.
helikoptere "'alikopter" diyince gülüyorum ben. kendi kendime "'alikopter" diye tekrarlıyorum bir de ve pek doğru bir hareket olmasa gerek bu. ya da gittiğim mülakatta bana "seni 750 milyon liraya eşşekler gibi çalıştırmak istiyoruz; etinden de, sütünden de, yününden de yararlanacağız. fotoşop da biliyong de mi sen?" dedikleri için doğru hareketler sergileyemiyorumdur. yapamıyorumdur, beceremiyorumdur, sapıtıyorumdur.
hah! bak, gene geçiyor.
patada, patada, patada.
kütede, kütede, kütede.
insanın başı ağrırken, tepesinden helikopterler geçerken yaratıcı olmaya çalışan bir günlük yazısı yazması ne kadar zor, bilemezsin kâmran. bir de, artık reca ederim bana feride diye hitap etmekten vazgeç çünkü o anneannemin ismi. benim anneanne de kırcali göçmeni, kapıya "porta" falan der. selanik göçmenleri de öyle der... kapıya yani. porta. ah. of. monolog değil moronlog bu.
yüzüm de zaten mongoloid benim. yanakları yüksek, çene geniş. gözler çekik ve aynı zamanda pörtlek. asya'nın bozkırlarından balkanlara gideriken gözleri çerden çöpten, kumdan tozdan şişip iltihaplanmış benim ataların. ondan böyle sanırsam. avar türküyüm ya ben bir kanattan. köklerimi izledim ve kemik yapım bunu gösterdi. ve bugünki, iş görüşmesi çok sıkıcı geçti. kendimi çok çirkin hissediyorum. kafam uyuşmuş vaziyette. ama yine de iyiyim. "'alikopter" diye gülebiliyorum. normal olmasa da bu. bundan kelli, ayşegül'e dedim ki, "bir şeyi suppress ediyom ben kesin!", o da bana: "suppressine kurban olduğumun derdin, tasan ne ki?" diye yanıt verdi. türkiye'de göte göt denilirdi ya, siz anlayın, ben söylemeyeyim. aynen ondan oldum. ayrıca "ne demek lan suppress. adam gibi türkçesini kullansana, madem göt diye bile yazabilen bir varlıksın." diye kendime kızdım. bazen salağın teki olabiliyordum. belki de çok az bir kısmım işe yarardı, geri kalan kısmımı çöpe atmak lazımdı.
bilemiyordum. anlamadım derdimi. anlayamadım kendimi.
derdim neydi, tasam nedendi? aman, boşver! yüzbinkere 'alikopter!
hahahahaha! bak, gene geçiyor.
patada kütede, patada kütede.
ne zaman 'alikopter sesi duysam da hemen aklıma heaven filmi düşüyor, sonra gidip bir elma meyvası yiyesim geliyor, maykıl ceksın şarkıcısı da dörti dayana'yı söylüyor. ben maykıl ceksın'ı sevdiğimi düşünüyorum, sonra da burada bugün üsküdar'dan motora binip beşiktaş'a geçtiğimi söylemek istiyorum. bunu iş mülakatına gitme amacıyla yaptığımı da ayrıca belirtmemde faide varmış gibi duruyor; ama aslında yok. ve bu durum böyle olsa da, ben kendinden eminsiz, kurgusuz ve bol kusurlu bir yazının içinde tekayak üstünde durduğum için önemli değil. hem de hiç. önemli olmayan diğer şeyler: heaven filmi ve 'alikopter.
helikoptere "'alikopter" diyince gülüyorum ben. kendi kendime "'alikopter" diye tekrarlıyorum bir de ve pek doğru bir hareket olmasa gerek bu. ya da gittiğim mülakatta bana "seni 750 milyon liraya eşşekler gibi çalıştırmak istiyoruz; etinden de, sütünden de, yününden de yararlanacağız. fotoşop da biliyong de mi sen?" dedikleri için doğru hareketler sergileyemiyorumdur. yapamıyorumdur, beceremiyorumdur, sapıtıyorumdur.
hah! bak, gene geçiyor.
patada, patada, patada.
kütede, kütede, kütede.
insanın başı ağrırken, tepesinden helikopterler geçerken yaratıcı olmaya çalışan bir günlük yazısı yazması ne kadar zor, bilemezsin kâmran. bir de, artık reca ederim bana feride diye hitap etmekten vazgeç çünkü o anneannemin ismi. benim anneanne de kırcali göçmeni, kapıya "porta" falan der. selanik göçmenleri de öyle der... kapıya yani. porta. ah. of. monolog değil moronlog bu.
yüzüm de zaten mongoloid benim. yanakları yüksek, çene geniş. gözler çekik ve aynı zamanda pörtlek. asya'nın bozkırlarından balkanlara gideriken gözleri çerden çöpten, kumdan tozdan şişip iltihaplanmış benim ataların. ondan böyle sanırsam. avar türküyüm ya ben bir kanattan. köklerimi izledim ve kemik yapım bunu gösterdi. ve bugünki, iş görüşmesi çok sıkıcı geçti. kendimi çok çirkin hissediyorum. kafam uyuşmuş vaziyette. ama yine de iyiyim. "'alikopter" diye gülebiliyorum. normal olmasa da bu. bundan kelli, ayşegül'e dedim ki, "bir şeyi suppress ediyom ben kesin!", o da bana: "suppressine kurban olduğumun derdin, tasan ne ki?" diye yanıt verdi. türkiye'de göte göt denilirdi ya, siz anlayın, ben söylemeyeyim. aynen ondan oldum. ayrıca "ne demek lan suppress. adam gibi türkçesini kullansana, madem göt diye bile yazabilen bir varlıksın." diye kendime kızdım. bazen salağın teki olabiliyordum. belki de çok az bir kısmım işe yarardı, geri kalan kısmımı çöpe atmak lazımdı.
bilemiyordum. anlamadım derdimi. anlayamadım kendimi.
derdim neydi, tasam nedendi? aman, boşver! yüzbinkere 'alikopter!
hahahahaha! bak, gene geçiyor.
patada kütede, patada kütede.
çok güldüm, çok eğlendim. ben ne zamandır iş görüşmesine gitmiyorum, demek o kadarcık para veriyorlar, ha? Vay be! ben de küçükken alikopter derdim ama gülmezdim tabii. siz deyince hatırladım, güldüm. bir de ben de çekik gözlüyüm orta asya falan filan... ben çevreme endişeli bakıyormuşum ki bu göçebelilik ile alakalı olabilirmiş, bilmediği yerlerde uyurken nereden ne geleceğini bilemez insan, değil mi?
YanıtlaSilben kendimle dalga geçip amerikan tarzı iş görüşmesi yaptığımda başarılı geçerdi görüşme ve işe girerdim. kendinize gülmeden, işi çok istediğinizi, o firmayla çalışmayı neredeyse hayatınız boyunca umduğunuzu falan filan söylüyorsunuz. tarz tam da böyle olmalı. çok, çok sinir bozucu ama siz o değilsiniz aslında, bunu siz bir de biz biliyor olacağız.
neden çeviri yapmıyorsunuz? hem evde çalışırsınız. ticari çeviriler çok acil paraya ihtiyacınız yoksa sıkıcı olabilir, ama edebiyat çevirileri yapabilirsiniz. bir sürü zerre kadar edebiyattan anlamayan çevirmen var.
neyse, ben gideyim.
patata patata patata
:)
YanıtlaSilendişeliperi,
YanıtlaSilben çeviri yapmaktan haz alan bir kişi değilim sanırım. ama aslında beni şöyle bir sallasak bütün çeviri kuramları falan da üstümden fırlar, dökülür bozuk para gibi. "edebiyat çevirisini kim bulmuş da bana getirmiş?" dediğimden dolayı da bu işlere bulaşmıyor olmam sözkonusu olabilir bu anlamda. belki anlatamadım ama durum bu.
sizin resminizi blogunuzda görmüştüm, aklıma björk gelmişti sizi görünce hatta. ama bu çok sıkca yapılan bir benzetmedir herhalde size. geçenlerde bir arkadaşım bana gelip: "sen babel'deki chieko'ya benziyorsun." dedi. ben de yıkıldım chieko'yu guguldan gugulayınca. "o kadar asyatik olamam!" dedim. "türk kemiği bile yok kafamda benim!" diye de ısrar ettim bir de nedense... bunca yaygaranın üstüne de alabildiğim yanıt: "yok, yok. sadece tipi. kaderini allah benzetmesin." oldu. tabii ben sinirim bozulur diye babel'i izlemediğim için bu cümleden bir şey anlamadım ve filmin özetini dinlemek zorunda kaldım. neticesinde de, sinirim hakikaten bozuldu. bu da böyle bir anım oldu. :D
margot, margot...
evet, margot bazen gelir ve sakince gülümser. ortamdaki, o olumlu chi enerjisini ortaya çıkartır sessizce.
sayın margot, siz çok zen bir kişisiniz. bilmem farkında mısınız efenim.
:)
om.
om.
om.
süpper enerjiler yolladım ben de. tutuveriniz. yanında zeytinli açma da var. sıcak çayla mükemmel gidecek!
Eğer yayınevlerine CV'nizi bırakır, yazmakta olduğunuz bu blog adresini de eklerseniz içine eminim ki peşinizden koşacaklardır.
YanıtlaSilİlk kez bir şey itiraf edeceğim şimdi, şu an: Hep Björk'e benzetilmeyi bekledim, ama sizden başka hiç kimse beni Björk'e benzetmedi:) Ama bütün Uzak Asyalı kızları bana benzetirler.
Cheiko çok hoş bir kız. Umarım benziyorsunuzdur. Filmi izledim. Brad Pitt çok çekici bir adam oluyor yaşlandıkça, diyebileceğim bu. Film de, evet, sinir bozucu.
sizi izliyorum aylardır ç. hanım, aslında kim olduğumu saklayacaktım, anonim olacaktım ama ne gerek var. çünkü biliyorum ki "ip" adresi meraklısısınızdır, yani kimliğimi ele veren coğrafi bölgeyi gözden kaçırmazsınız. çünkü biliyorum ki oldukça zeki bir insansınız. anlama konusunda kral, öğeleri birbirine yerleştirmede kayzer olmanıza şaşmamalı. kelimeleri bu kadar ustalıkla yanyana koymayı becerebilmeniz de bundan. bence siz detektif olmalısınız, kendinizin ve sevdiklerinizin hayatını didiklemekten kurtulup derin bir nefes alırsınız. ya da en iyisi detektif romanları yazın, türk edebiyatının en iyi polisiye-gerilim yazarı olun, kitaplarınız binbir dile çevrilsin, agatha christie mezarında kıskançlıktan çatlasın. insanlık tarihine öyle bir külliyat bırakın ki, tüm kitaplarınızdaki o tek büyük gizemi ancak siz öldükten sonra çözebilsinler.
YanıtlaSilbeni sizin anladığınız gibi kimse anlamadı. bu bir gerçek. Bu bizi özel kılamazdı çünkü siz birçok insanı leb demeden çoruma yollardınız. Bizi özel kılan, sizi benim gibi kimsenin anlamaması ve bunu kalbinizin en derininde bilmeniz, hissetmeniz. ama keşke bu sözcüklerle büyütülmeseydik. keşke çocukken bize hiç konuşmasalardı. hiçbir dili öğrenmeseydik. keşke herkes sussaydı da, gerçek dünya nasılmış o zaman anlasaydık. keşke beynimiz bunca bilenmeseydi de, sözcüksüz sözcüksüz yuvarlanıp gitseydik. Bakın geçinirdik demiyorum, köşelerimizden kurtulmuş olurduk en azından diyorum. belki o zaman siz de omuzlarınızdaki o ağır insanolmayükünü atıverirdiniz de, şu anda bunca güzellikle kurduğunuz cümleleriniz gibi olurdunuz.
Bir de artık yazılarınızın hamlığı için sızlanmayı bıraksanız. ki bıraktığınız zamanlar ne güzel yazdığınızı görseniz. aylardır sizi sessizce takip eden bendenizin de dilini çözdürmeseniz. halbuki gittim gideli yazılarınız pek güzelleşti. siz güzel yazdıkça benim alnınızı öpesim geldi ama alnınızı öpersem yazıyı kaybedeceksiniz gibi geldi. ah bilmiyorum neden yazıyorum bunları buraya ama umarım kızmazsınız bana. belki sizinle konuşmayı hiç bırakmadığımdan yazıyorumdur.
sonuçta ben, bencilce ben olmaya gittim. belki dönerim. döndüğümde çok geç olması umurumda değil. umurum sizin de siz olmaya çalışmanız ve şu ne idüğü belirsiz varoluşun sadece ve sadece zincir kırmaktan ibaret olduğunu anlamanız.
İşte bize, ikimize vücutsuz ve sözcüksüz vaat edilmesini istediğim dünya. Siz de dinleyip, yaşayın: http://rapidshare.com/files/6628595/Saycet_-_One_Day_At_Home_2006_.rar
endişeliperi,
YanıtlaSilyayınevlerinin peşimde koşacağı konusunda derin şüpheler içinde olsam da, öneriniz için teşekkür ederim. şu cv gönderme işini denedim zamanında, ama belki yeniden denemeliyim.
ben sizi her zaman benzetebilirim björk'e bir de. siz ayrıca inuit kadınlarına da benziyorsunuz bir yandan... ki kendileri benim çok sevdiğim bir ırktır.
ben, brad pitt'den hoşlanmıyorum. zaten benim "karizmatik" (haha, nitelemeye gelin!) bulduğum sinema yıldızları nedense hep ya ölüdür, ya da delidir. neden böyle bir eğilimim var çözebilmiş değilim. mr. pitt delirirse belki onu da fiziken beğenmeye başlarım. kendisi elbette ki ölmesin, çünkü oyunculuğunu seviyoruz...
raisin sec,
öncelikle zaman ayırıp, yorum yazdığın için teşekkür ederim. ancak bu yazıyı mail olarak gönderseydin belki daha iyi olurdu. fakat gene de, yazdığın için ve ben içeriğinde küfür ve hakaret barındırmayan bütün yorumları yayınladığım için buna onay verdim.
"bizi özel kılan, sizi benim gibi kimsenin anlamaması ve bunu kalbinizin en derininde bilmeniz, hissetmeniz." demişsin, ancak şöyle bir nokta var kaçırdığın, ben sadece izin veririm bazı insanlara beni anlamaları için. ben izin vermeseydim, surlarımın kapılarını aralamasaydım inan ki sen de beni anlamazdın. bu böyle bir şey. şu bahsolunan "insanolmayükünü" üzerimden hiç bir zaman atmayacağım gerçeği kadar kesin bir durum bu. eşyanın (eşya ben oluyorum) tabiatı gereği böyle bir karakter var ortada: anlayan, anlayabilen, ancak anlaşılmak istendiğinde kendisini bazı bazı yüksünmeden gösteren. bazen de bu yüzden herşeyi eline yüzüne bulaştıran manasız bir "delikanlılık raconu" örneği, saldırganlık simsarı. ve evet, ben fevri bir insanım, bu bir gerçek. ve sanırım, bundan öte büyük bir kusurum yoktur şu hayata karşı...
bir de doğrudur, sen bencilce "sen" olmaya gittin. ben umarım ki olabilmişsindir, olabiliyorsundur. çünkü bence herkesin bencilce "ben" olmaya hakkı vardır. hepimizin buna hakkı vardır. olmak zorundadır. yoksa yaşanmaz. olmaz. ve neticede, "her ben bencildir, her kent kentsel olduğu gibi." sorgulamıyorum bu durumu hiç. ben onu bir gecede kapadım çünkü... bundan kelli, geriye baktığımda, seninle yaptığımızın eğlenceli bir yolculuk olduğunu görüyorum ve sözü rehayunluel ekolünden geldiğimi belli edip (!),
friedrich'e bırakıyorum. evet, friedrich. askerden arkadaşım ya kendisi... ilk adıyla hitap ederim hep ona. asla soyadını kullanmam ve "was mich nicht umbringt macht mich starker." demekte o. ben de buna istinaden: "und ich bin jetzt stark. ich war glücklich." diyorum şimdi burada. ja, jetzt!
hayatında "sen" olarak kalmaya çalışarak, güzel şeyler yapmanı dilerim. bunu yaparken kendine "sen" olarak davranmayı unutma.
post scriptum: yüklediğin musiki için teşekkür ederim.