24 tane savoyard (bayan b.'ye söyledim, gelirken elif pastanesi'nden alabilir.)
1 kutu (bulabilirsek) crème fraiche, olmazsa kutu crème chantilly.
2 kutu mascarpone muadili olarak labne. (trakya çiftliği olanından alınacak, en yakını oymuş.)
1 kutu barilla lazanya. (piyaleninki tırtıklı, sevmiyorum.)
200 gram parmesan.
aseton (pişirirken koklayıp kafayı buluruz belki. ayrıca ayak küçük parmağıma şuursuzca sürdüğüm o tekil ojeyi çıkartacağım.)
carrefour'dan o en ucuz "tealight"lardan, (1 avro değerinde olmasına dikkat edilecek, kazıklanmayalım.)
çilek (kesin hormonludur ve lezzetsizdir, ancak çilek istiyor canım kışın ortasında. şansımı deneyeceğim.)
ferrero rocher.
bir demet roka.
budur.
ben genelde 100'lük dolar destelerini yakmayı seviyorum.. kokusu olsun, dokusu olsun... bambaşka şey zenginlik..
YanıtlaSilben en çok sterlin yakmayı seviyorum şatomda. zaten az sonra 'alikopterim kalkacak. monaco'ya black jack atmaya gidiyorum... yarın dönerim.
YanıtlaSil:)
sozluk ---> savoyard: kedidili
YanıtlaSilcreme fraiche: creme fresh, taze tatli krema.
creme chantilly: krem santi.
mascarpone: tatlilarda kullanilan italyan peyniri.
ferrero rocher: ulker king top'un pahali amca oglu.
c'nin meali: snob'um, gurmeyim, satom var, bos vakitlerimde monaco'da black jack oynarim yarismaci arkadaslara basarilar dilerim.
teşekkürler anonim,
YanıtlaSiltahriklere hemen geldin. :) ben de bunu bekliyordum, tepki, evet, tepki... çığ gibi büyümeli!
ne güzel listedeki herşeyin anlamını da bulmuşsun. ben de kimse anlamaz diye umuyordum, böylelikle burada hava atıyordum. baksana, amma da yaratıcı ego tatminleri yaratmışım kendime. böyle frenk menşeili kelimelerden liste yapmak gibi şeylerle uğraşıyorum saçmasapan bir blog düzeninde... oysa, ne de eziğim snob ve aristokrat maskelenimlerimle azizim değil mi? heyhat! hayat pazarlaması konusunda çok başarısızım sanırım, ah, eyvah! sinirlerim bozuldu çok bunu anladığımda... hemen rémy martin doldursun hizmetçim bana. v.s.o.p. elbette. sen de alır mısın? yeni bavullar aldım bu arada monaco gezim sırasında bulgari'den. yarın isviçre'deki dağ evime giderken onları kullanacağım. öhöm, evet, konyak?
not: bu arada ülker king top'u bırak, ben şölen'inkileri alıyorum artık. king top'un gofreti biraz bayat gibi geliyordu bana hep. sanki tavsamış gibi... nedendir bilmiyorum. belki çok "burj"umdur. ondandır.
ah bayan ç.
YanıtlaSilsaat 01:28,
solenden gectim saray'i bifa'yi sectim.
hay allah ya, her posta da yorum yazmis anonim.
ah bayan, ah,
YanıtlaSilsaat 01:37
ben kederimden metil alkôl içtim. (o'nun üstündeki aksana dikkat.)
bu arada, anonimler için diğer bir uygun adres -hemi de bağlam ilen kombine olaraktan-:
http://www.sohretsensin.com idir.
iyi geceler dilerim.
oks cnms, bye.
sevgili bayan ç,
YanıtlaSilbugun sabah biraz sinirli uyanmistim, gazeteleri okurken iyice sinirlenmistim. biraz yorum yaptim kendimce ama biliyorsun ki ben ingiliz edebiyati okur, bilirdim, ogrenciydim, bazen burs alinca luks yerlere giderdim ve yorum yapmaya hakkim yoktu, ya da en azindan ben boyle hissediyordum, hissetiriyorlardi. demistim ya gergindim, sinirliydim hem de. neyse o post orada kaldi biraz, ben d eub sure icinde kutuphanede ders calisiyordum. yurda donup maillerime bakinca bir anonim okurun 'kopek' yorumuyla karsilastim. simdi kafamin icinde donup duruyor. ben boyle seylerden etkileniyorum ya! ne derlerse desinler blog eglenmek icindir, bildiklerimizi paylasmak icindir diyemiyorum ben, sallayamiyorum gelen yorumu. halbuki uzun bir sure yorumlara kapatmistim, iki gun olmustu acali.
simdi canim ne kadar sıkkın.
kib, bye, mçk!
sayın bayan,
YanıtlaSil"siz onlar köpek dediği zaman köpek mi oluyorsunuz?" yahut "necati camdan atlasa, siz de mi atlayacaksınız?" kabilinden düz öğretmen mantığı ile bir yanıt vermek istedim aniden ama kendime "blog" denen şeyin bir hayat pazarlama platformu olduğunu hatırlatarak, bu isteği durdurdum. zaten o zaman çok kısır olacaktı verdiğim yanıt da.
hepimiz az ya da çok kendimizi pazarlamak için bu blogları tutuyoruz. kişisel sergilerimiz, performanslarımız, hastalıklarımız, yeteneklerimiz,komplekslerimiz,kompleksizliklerimiz falan buralar hep. herkes bir şeyi kanıtlamaya çalışıyor: kimi ne güzel yemek yaptığını, kimi hayatının ne kadar berbat olduğunu, kimi hayatının ne kadar harika olduğunu vesaire vesaire... hepimiz ortak bir eziklikteyiz bence bunu yaparken de. çünkü cidden işi gücü, harika bir yaşamı, kafa dinçliği ve zeka arılığı olan bir insan bu yollara sapmaz. gider bir icat yapar, harika bir resim yaratır, düzgün düzgün roman yazar ne bileyim... işte, bu yüzden bence "blog" okuyucuları da, "blog"ları yapanlar da bir yerinden kaybeden, tutunamayandır. ve bu mantığa göre, size "köpek" diyen şu anonim, böyle bir kelimeyi dillendirme hakkını kendinde görmemelidir. çünkü bu tavır röntgencinin izlediği manzaraya bok atmasından başka bir şey değildir. "izleme o zaman kardeşim!" denmelidir böyle insanlara.
iç ses: hem madem bir araz çıkıyor, izleme yani değil mi? ne oluyor yani başka birisine dibin kara dediğinde? diyenin dibi daha kara aslında. içi kötü efendim, içi kötü.
siz bunlara, bu yüzden gülün geçin bayan. sakın ha, çuvaldızları batırdığınız parlak egonuza elalemin saçmasapan lafıyla çivi batırmaya kalkmayın! portakallı yeşil çay için, inanın çok güzel bir şey.