uyandım ve dışarıda hala gece sesleri var.
atları düşünüyorum. bir fotoğrafın içindeki atları. bursa yolunda, bundan çok sene önce gördüğüm atları. atları düşünüyorum ve uçakları. ve herşey aklıma geliyor... dışarıda, kış gelmiş; gelebildiği kadar... ve herşey olabildiği kadar. olabildiği kadar imkanlı, olabildiği kadar imkansız. insan bazı şeyleri hiç haketmiyor hayatta. bazı ölümleri, bazı kelimeleri, bazı düşünceleri. ben gerçekten anlamıyorum: bu kadar büyümeyi, bu kadar kelime içinde kaybolmayı, bu kadar cümlenin düşünceleri allak bullak etmesini... (ama, bunlar normal.)
şimdi, buraya yazdıklarımı da anlamıyorum: şimdi, geçmesini beklediğim ne? artık gelmesini beklediğim ne? bir şehirlerarası otobüs mü? pasaport sırası mı? mesai bitişi mi? öğle arası mı? beni önleyen şey, sevinç mi?
sadece sorular var. yığılan ve yinelenen sorular. çünkü, artık yemek pişirmiyorum. oysa yemek pişirmeden, ev "ev" olmaz. hiç bir şey durulmaz ve kurulmaz.
kader ve sevgili dünya, neden?
neden burada duruyorum?
dururken, iyi yapıyor muyum?
not: bütün bunlar olurken, bir de dev balıklar var. dev balıklar önemli. çünkü, bize bir şey söylemeye çalışıyorlar: evet, dev balıklar, ve sadece tek bir yaşam var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder