21 Nisan 2009

Mertebe

sanırım mümkün mertebeye yakınlaşıyorum. mümkün mertebeye yakınlaşmak beni heyecanlandırıyor ve bir yandan da kaygılandırıyor: çünkü yüzeydeki şeyler, olanlar, bitenler, insanlar ve konuşmaları, insanlar ve çıldırmaları değişmiyor gibi. gibi mi? bi' kaç istisna dışında öyle. o istisnalar da çok önemli ama. ve ben o "istisna"lar ile aynı yerden geldiğimizin farkına artık vardığımızı düşünüyorum. yıldız tozu olduğumuz yerde birbirimizle tanışıyor olmamız çok heyecan verici değil mi? harika, harika bi' şey bu: varoluşu pek seviyorum özümde. ve elbette seni de. seni de... seni de.
post scriptum:
ve elbette biz bi' gün "sen"le beyoğlu belediyesi'nin önünde de öpüşmeliyiz aralıksız arttırarak 12 senegal şeklinde patlasın diye şehirdeki tüm "güvenlik" kameraları. sene yine böyle pembeneonken -yani ikibindokuz- barbarların istilasından çok korkmuş olan bir ben, "ben" diyeyim ki:"israilli bir tilkikentini belli planlarda konumlanan sabahların körkuşaklarına eklemekten geliyorum ve filleri, ve zebraları, timsahları, en çok da ormanların seslerini özlüyorum... akılkaçırtan reklamları darwin'e karşın kabulleniyorum. yine de uzun zamandır murdoch mı, marduk mu, merak ediyorum." sen "sen" de de ki: "ben planlanmış sabahlarda, belli zenginlerin röbdeşambrlarının kuşaklarını vicdanları rahat çözmelerini sağlıyorum, her türlü değneğin şövalyeliğini üstleniyor ve sabah ereksiyonunu mükemmelilkel evrim bilinci taşıyan bir başkaldırı olarak kabulleniyorum. 'sen'i ve "orman"ı da işteş fiiller sözlüğünden biliyorum..."
durup, durup "deli" desinler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder