11 Eylül 2005

Gölge, Pencere, Ayna, Ama...


"I am Half-Sick of Shadows, " said the Lady of Shalott. 1915, Art Galley of Ontario, Toronto

Masamın üzerinde bu resim duruyor. J. M. Waterhouse'ın klasik çizimlerinden birisi... Önünde dokuma tezgahı olan hüzünlü Shalott Hanımefendisi uzun saçlarının arkasında ellerini kavuşturmuş; gözü tezgahtan uzak bir yere kaymış; işlemekte olduğu duvar halısını unutmuş... Veyahut ara vermiş. Ara verdiğinden mi unutmuş? Unuttuğu için mi ara vermiş? Ya da aklına bir şey takılmış, sonra unutmuş ve ara vermiş... Dalmış gitmiş.

Uzun bir süre öncesine kadar Shalott hanımefendisinin arkasındaki daire şeklinde duran diğer manzarayı, bir pencereden görünen dış dünya olarak algılamışım ben... Ancak orada dokuma tezgahının yansısı durmaktaymış... Yani o daire şeklindeki "şey" bir pencere değil aynaymış. Ama, ya da ayna mıymış acaba, yoksa orada başka bir dokuma tezgahı mı varmış? Çünkü ayna dediğim "şey"de bir gül yansısı var, ama Hanımefendi'nin tezgahının kenarında gül yok; belki de ayna da, o ayna o "gül"ü göremeyen bir ayna; ya da göstermeyen bir ayna... Ama, pencere de olabilir gene de... Pencere mi? Ayna... mı?

Sevgili okuyucum, masamın üzerinden sana doğru satırlarım giderken bir açıklama yapayım dedim. İşbu "blog"da beni bu kadar "Ama, belki de, gene de," ve hatta "Aman!" diye söylendiren; kimi zaman düşündüren, kimi zaman güldüren, güldürürken düşündürmeyen, düşündürmezken de güldüremeyen; aslında özünde bir iddiası olan ama gene de olmayan "Ama," lı gündelik sıkıcılığımı sana yansıtmak niyetimdeyim. Bazen "Bugün çok domates çorbası içtim; çişim geldi!" diye de yazabilirim; kafası karışık bir insan yavrusu olarak felsefe de parçalayabilirim, umarsız bir tavuk gibi, durduğum yerden sosyolojik tespitler de yapabilirim. Çünkü aynı Shalott Hanımefendisi'nin dediği gibi "Sıkıldım bu gölgelerden,". Kendisi gölgelerden yarıyarıya sıkılmış aynı da benim gibi. Kendi gölgemden ve orada durup durmadığını şüphe ettiğim aynanın vurduğu akislerin gölgesinden. Gölge halüsinasyona katkı sağlayan bir malzemedir; içinden canavar da çıkabilir; "...daş da düşebülür...".

Aslında, "Ayna mıdır, pencere midir?" diye düşünmekten
sıkılmalı mıyız gölgeler içinde? Hanımefendi de ondan pek sıkıntılı şu dokuma tezgahının önünde. Pek benzeştik birbirimize. O masamın üstünde bir resimde, ben bir yerde bir başka dokuma tezgahının önünde...

Gölgeler durulsun azıcık, çünkü aklın ve ziyanın gölgeleri bunlar. "Ama"lar da seslenerek sussun ve "Aman!" daha neşeli olsun diye yazalım bu "blog"da da bir şeyler olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder