13 Eylül 2005

Huzur

Huzurluyum. Huzur içindeyim. Mayışmışım böyle, bir kedilik bir kedilik ki sormayın gitsin. İçimde telaş yok. Telaş edecek bir şey de yok. Yavaş yavaş, güzel güzel halledeceğim sıkılmaları da, bunalmaları da, "göt ereksiyonu indirme aktiviteleri" ve "güdük ego" durumlarını da, "Ama! Aman!"ları da...

Bunu en azından hissedebilmek cidden çok hoş bir şey... Yukarıda yer alan kaligrafide de "Huzur" diyormuş. Aslında gavur diline göre "Peace"; çünkü "Google"da öyle arattım da kendisi çıktı karşıma... Bir garip zaten bu adamların dilleri de. Barış ve Huzur aynı kapıya çıkabiliyor ama bazen bambaşka şeyler de olabiliyor. Mesela adamların bir rengi anlatmak için milyon tane kelimesi olabiliyor... Bu "Peace" gibi sevgi ve aşk sözcükleri da aynı mesela bu konuda ve bunun yanında ama... Sen git bir rengi tanımlamak için milyon tane kelime bul; aşkla sevgi, huzurla barış aynı olsun. Böyle temel, insansı, göreceli şeyleri bildiren kelimeleri yekpare kılan diller sanırım bu batı dilleri. Anlamı öznel olanı nesnel kılıyor belki de böyle yapıp kendi içinde. Ama gene de araştırmak lazım... Şimdi burada üstünkörü düşünce bildiriyorum, hariçten gazel okuyorum... Ama hoş değil mi yani kaligrafimiz? Barış, ateşkes ve huzur hallerinde değil miyiz? Zaten biraz da aynı değil mi şimdi ayrı ayrı kelimeler ve onların yarattığı ortaklık işin özü değil mi? Böyle tümevarımcı bir dil de yapıverdim İngilizce'yi de hemen. Aşk sevgiye dönüşen, barış huzura varan bir şey ne de olsa ideal olarak baktığımızda. Özlerine dönen kelimeler... Haller, durumlar, "blog"lara dökülmeler...

Şimdi bugüne gelelim. Bugün dediğimiz zaman aralığı kendi halinde geçen bir gündü. Rahattı. Bir şey düşünmedim değil; bir sürü şey düşündüm. Düşündüklerimi aktarabildim. Sonra da yollara uğurladım. Yolculuk güzel bir şeydir çünkü; kimse bundan mahrum edilmemelidir. Ve ben de bir gün gideceğimdir oralara; buradan ilgili kişileri haberdar ediyorum: "Bana bak ona göre!"

Sabahım bir dilim tiramisu ve kahveyle başladı; İtalyan milletine küfürle bir de. Toparlak olmam için böyle bir tatlı icat etmeleri yüzünden... Ama sonra yüzmeye gideceğimi düşünerek rahatladım. Evet, yeni kararlarımıza göre -ki bu kararı kültablasına peçete ve bilumum ıvırzıvırları bırakan Ebru Hanım'la aldık- yüzmeye gidiyoruz. Yunuslar gibi şen olacağız bonelerimizi takıp; çılgınlar gibi yüzüp, geniş omuzlar yapıp, Sirkeci ve bilumum yerlerde omuzlanma şansımızı aşağı düşüreceğiz... Ve sonra çok New Age olup tütsü yakıp, şarap içeceğiz. Şubat'ta da Tela İmparatoriçesi Ebru Hanım'ın yalancı bir ticari vize almasını sağlayıp "beyin tatili" yapabileceğimiz bir yere gideceğiz. Yolculuk güzel bir şeydir çünkü. Bir Fransa yapılabilir. Hem Gugu Bey de gelir belki "analiz" yapmaya... Olur, olur... Güzel şeyler olacak daha. Daha da...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder