Bazı sabahlar uyanır insan ve aynaya bile bakmadan, daha kendisini göremeden, yüzüne elini bile süremeden kötü hisseder. Gene bir sıkıntı hali içinde gerçekleşen uyanışın ertesinde de yapacak bir şey bulamayınca daha da kötüleşir. İsteksizlik istatistiğine baktığında hayatındaki şemalarda, bunun yüzdesini görüp şaşırır, tam anlamıyla aptallaşmak ister ama onu da yapamaz...
Böyle bir gün işte.
Cumartesi. Bulutlu... Cam açık- soğuk olmasına karşın temiz bir hava doluyor içeri diye açık...
"Kendini önemsemenin en gerçek dışavurumu sanırım kötü hissetmeye çalışmak..." falan gibi notlar alıp, saçmasapan tahlillere girmişim mesela ben. Sonra eskiden bir derstte hoca: "Forget God! He's not that important," demiş; bunu da yazmışım yanına ki aslında hiç de değişik bir şey değil söylediği...
Böyle acayip kağıtlar buluyorum geçmişten kalan. Bir sabah uyanıp böyle... İsteksizlik istatistiğine bakınca...
Neyse işte öyle. "Aman!" yani bir anlamda.
"Sıkılıyorum," diyorum ve şaşırıyor insanlar da. Neden sıkılıyorum ki? Gidip kitap okuyayım, onu yapayım, bunu yapayım... Ha, evet. Yaparım. Yapardım. Siz benim yerimde, ben sizin yerinizde...
"If I were in your shoes and back to square one..." ve elbette her zaman "Jump! Jump! Chris 'n Cross will make you!"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder