Ebru gitmiş saçlarını kestirmiş, boyatmış. Meraklısı için söyleyeyim, patlıcan morunu tercih etmiş. Uzun süredir kızıl kızıl dolaşıyordu, bundan sıkılmış. Kuzenim de dün çıkmış, gitmiş saçlarını kestirmiş. O da lepiska saçlarından baymış. Yazacak bir şey bulamayınca, ben de şu kuaför anılarımı anlatayım dedim. Kuaförlerle aram pek iyi değil benim, belki de kendilerine ısrarla "berber" dememden ileri gelen derin bir sorun bu; şimdi bilemeyeceğim. Kendileriyle aram iyi olmadığı için saçlarımı kendim kesiyorum. Bu saç kesimi maceralarım önce "besleme kahkülü"yle başladı. Gel zaman, git zaman, kese kese bu işi kaptım. Hatta geçenlerde Gawain efendiye, ben Kadıköy Belediyesi'nin açtığı kuaförlük kursuna gideceğim dedim. Pek bir güldü kendisi. Ama ben ciddiydim. Şöyle acaip modeller kesen ve müşterisini memnun etmeyi gene de başaran bir kuaför olabilirim. En azından insanların kuafördeyken nelerden nefret ettiğini çok iyi biliyorum. Gerçi ben en son kuaföre gideli 2 sene oldu sanırım... Belki bir reform olmuştur, "Müşteriye Asla Yapılmayacaklar" konulu bir konferansa katılmıştır hepsi. Belli olmaz.Ben kuaföre ne zaman gitsem, koltuğa oturduğum anda saçlarımı ellemeye başlayan berber kişisi mutlaka ama mutlaka yüzüne hain bir gülümseyiş yapıştırıp, bu gülümseyişin arkasına da "Ay ne iğrenç saçlarınız var," düşüncesini gizliyor. Belki biraz paranoyağım ama cidden öyle. Densiz olan kuaförler "Kim kesti bu saçı?" diye soruyor, sormakla da kalmayıp "Dibi gelmiş, çok güçsüz, çok sönük..." diye bilumum negatif sıfatı ekliyorlar konuşmalarına. Adamlar farkında değil ama o benim saçım! Ne diye hakaret ediyorsun ki ukalaca? Hizmet sektöründe çalışıyorsun kardeşim, denyoluğun ne lüzumu var. Ama ben de çıkıp: "Ben kestim ülen, ne var yani?" diyemiyorum. Sanki o koltuğa oturulunca başka bir şeyler oluyor bana. Böyle eziliyorum, büzülüyorum, bir de üstüne yalan söylüyorum: "Amerika'da kestirdim," diye ve bu Amerika lafı işe yarıyor nedense... Hemen Amerika'daki kuaförlere bok atmaya başlıyor bizimki; ben de kendisini destekliyorum tabii.
Bu "Amerika'da kestirdim," lafını ablamdan edindim. Kendisi gerçekten Amerika'da ikamet ettiği için, Türkiye'ye geldiğinde kuaföre söylediği şey bu oluyor. Bu cümlenin kuaförler üzerinde gerçekten etkili bir "karşı büyü" olduğunu o söylediği zaman anladım. Cidden Amerika'daki ve Kanada'daki kuaförler -ki zaten bunlar mahalle berberleri tadında yerler, New York şehrindeki bilmemkimin salonu değiller- kötü kesim yapmakla ünlülerdir. Bizim burda mahalle berberindeki kalfalar onlardan kat be kat iyi kesimler yapabilirler. Ama ben orada da bir kere kuaföre gittim zorla, abla zoruyla...
Saçlarımı kesmeye başladığım ilk dönemlerde bir eşşek traşı modeli denemiştim ama memnundum, önemli değildi. Fakat ablam beğenmedi, "Hadi bak götüreyim seni," dedi ve gittik haliyle. Orada kimse "Aman da ne boktan saçlarınız var, kim kesti?" diye sormadı bana. Kızın biri geldi benim eşşek traşını sabırla düzeltti. Parasını verdim, çıktık gittik. Öyle annemin sürekli yaptığı gibi akrobatik ve inanılmaz zarif el hareketleriyle ceplere bahşiş sıkıştırmalar falan da olmadı. Gayet lezizdi, bir psikolojik işkence değildi.
Bu arada annem dedim de bir şey aklıma geldi. Evet, benim annem kuaför raconunun ustasıdır. Gerçi kendisi esnaftan tutun da, başka başka türlü iş yapan insanlarla iletişim kurmanın yolunu, yordamını, adabını inanılmaz derece iyi bilen bir insan. Aslında hal böyle olunca, benim de öğrenmem lazımdı ama şu yaşıma geldim öğrenemedim. Zenofobik olmamdan dolayı olan bir şey sanırım bu da.
Neticede sevmiyorum ben gidip saçımı orada kestirmeyi. Sanırım hayatımda gittiğimde memnun kaldığım bir tane kuaför vardır. O da Bahariye Caddesi'ndeki Süleyman Atalay'da eskiden çalışan Şenol'du cicim. Kesimi harika, fön çekerken kulak yakmaz, muhabbeti idare eder (Alamancıydı kendisi, Almanya hikayeleri anlatırdı.), kendi saçları Bedri Baykam modeli olan bir adamdı. Benim saçlarımı da çok güzel keserdi şerefsiz, boyası akınca hemen bedava bir rötuş boyası atardı falan da filan... Onun dışında bir de bizim meşhur düğün kuaförü vardır İzmir'de. Şimdi adını hatırlayamayacağım kendisinin ama ne zaman düğün müğün olsa oraya doluşurduk biz. O da fena bir adam değildir. Kuaför ölçütlerinde komik bile olduğu söylenebilirdi. Şöyle ki; bilirsiniz belki bu kuaförler fön çekerken, saçınızı kuruturken bıdır bıdır konuşurlar. Benim kulaklarım zaten iyi duymaz, bir de tepemde bir fön makinası varken hiç duymaz olur. Ben bu adamların her dediğine "Ha... Evet... Doğru..." gibi yanıtlar veririm. Bir gün bu bizim düğün kuaförü benim saçıma fön makinasıyla bir şeyler yaparken konuşuyor, ben de her zamanki tepkilerimi veriyordum. Sonra bir anda durdurdu bu makinayı ve "Eeee, sen duymuyorsun! Bana neden "Evet," diyorsun..." diye çıkışıverdi. Bir utandım, bir utandım. Ama adam ne kadar haklıysa, ben de o kadar haklıyım. Tepemde "vuhuuuu, vuhuuuu, püfüüüü" diye sesler çıkartan bir şey varken ne yapayım yani?Ha bu arada, İzmir'i sayıyorum, o yüzden Orhan Abi'yi de unutmayalım.
Orhan Abi, annemin kuaförüydü seksenli yıllarda. Ben orada Ahu Tuğba gibi saçları olan kadınlar görürdüm. Bir de Orhan'ın oraya annemle gide gele ciddi anlamda kuaför isimleriyle ilgili bir racon olduğunu da keşfettim. Bakınız, "Şenol" ve "Orhan" isimlerini verdim şimdiye kadar. Mesleklerine yakışan isimler taşıyor bence bu insanlar. Bana her zaman kuaför ismi çağrışımı yapan isimler oldu bunlar hep demek daha doğru sanırım. Orhan'ın dükkanında çok fazla insan çalışırdı o zamanlar ve orada çalışan insanların isimlerinden bazılarını hatırlıyorum: "Levent, İskender, Nejat..." Bu isimler bana Yaşar Alptekin modeli ya da Futbolcu Feyyaz kesimi saçları olan, beyaz önlüklü, uzun boylu, hafif yakışıklı, elleri boya lekeleriyle dolu genç adamları hatırlatır hep. Garip değil mi? Abdurrahman isimli bir kuaför düşünemiyorum. Belki erkek kuaförü olur ama kadınlarla iş yapamaz bence Abdurrahman.
Dediğim gibi, iki senedir kuaföre gitmiyor, saçımı kendim kesiyorum. Ama iki sene önce gidip adam gibi kestirdim. Yanımda Ayşegül de vardı ve bu sefer kesimden nefret eden kişi o oldu. Kötü kuaför şansımı yanımda götürdüğüm kişiye devrettim sanırım o gün. Gerçi saçlarımın boyası akmıştı ve "Kim boyadı saçlarınızı? Berbat olmuş, çok cansız..." diye bir tepki aldım ama onu saymıyorum. Neticede saç o. Kafanda duran bir kıl yumağı. Şimdi kısa o tüyler ve kıllar; mutluyum ben onlarla. Pek fazla sorun çıkartmıyorlar, oldukları gibi duruyorlar. Hormonların etkisiyle yaşanan "Bad Hair Day" olmuyor değil ama gene de ben pek umursamıyorum. Sanırım "Bad Hair Day"den çok başka başka "Bad Bilmemne Day"lerim var benim. Keşke sorun saç olsa, değil mi hayatım? Manikür, pedikür, oje falan olsa safi... Ohhh, ne güzel olur vallahi. "Sadece uçlarından azıcık..." deyiversek de rahatlasak doğru kesimle falan. Hoş olurdu vallahi billahi...
Mahalle berberiyle muhabbeti nasıl kurtaracağımdan çok halet-i ruhiyemin traşçısıyla hangi modeli doğru düzgün yapabileceğimi tartışıyorum ben. Bu traşçıyla fazla yüzyüze geldiğimden olsa gerek, gerçek hayatta bu işi yapanlardan da pek memnun kalmıyorum, gerginleşiyorum onların yanında. Mantıklı.
"Sadece uçlarından..." desen de deli gibi kesiyor ama benim adi traşçı! "Ya sabır, ya selamet..." diye eğitiyorum kendisini gün be gün. Gelişme de katetti. Adı da Nevzat oldu, sadece traşçı değil. Kuaför Nevzat... Bu da güzel kuaför ismi vallahi. "Likit ağda" diye vitrinine yazması an meselesi...
not: İsimleri Orhan, Şenol, İskender, Nejat, Nevzat vesair olanları ve tanıdıkları tenzih ederim, boş lakırtıdır bunlar efendim. Benim arkadaşım var Nevzat diye hatta, severim, sayarım, hatta bak ilkokuldan arkadaşım, o derece eski...
Sümüklü Nevzat. Hahaha... Olmadı bu şimdi biliyorum. Tutamadım kendimi.
hah doğru. adı hayri'ydi onun. stüdyo kuaför hayri. haydar mıydı hayri miydi diye düşündüm, ikilemde kaldım.
YanıtlaSilfena değildir o. kuaför ölçülerinde komik bir insan cidden. ama o binada iş yeri sahibi olanlarda var bir manyaklık. oradaki göz doktoru da bir acaiptir, misal cazibe de... hahaha...
ahaha, nereden biliyorsun yahu adamın ateist olduğunu? bunları mı konuştunuz saç keserken? cidden eğlenceliymiş kendisi.
YanıtlaSil