
Birazdan yatacağım ama yatmadan önce yazmak istedim. Aslında "üzüm çekirdeğini doldurmayacak" bir yazı bu. Çok da önemli şeylerden bahsetmeyeceğim...
Hava çok ama çok soğudu. Bu gün bir takım işleri halletmek için evden kısa bir süreliğine ayrıldım ve kelimenin tam anlamıyla dondum.
İstanbul'un ayazı en çok insanın yüzünü üşütüyor. Bu fikrime bir kez daha onay verdim bugün tecrübe ettiğim soğuk hava neticesinde.
Eve geri döndüğümde rüzgarın, ayazın çarpmasından dolayı olsa gerek bir sersemlik aldı başını yürüdü. Ama yılmadım. Düzeltmem gereken şeyleri düzelttim. Karışmış cdler, bir takım çekmeceler, iki sene öncesinden kalma boyarım da bir şey yaparım diye sakladığım envai çeşit içki şişesinin ayrılması, bunların bir kısmının atılması, bir kısmının anneme su şişesi yapılmak üzere teslim edilmesi, bir takım eski kağıtların tasnif edilmesi... Böyle işler! Hah, bir de en önemlisi uzakta kaldığım emektar ve dirençli ama bir o kadar da zavallı bir halde olan bilgisayarıma (14 GBlık bir harddiske sahibim, ve inatla gidip kendime yeni bir harddisk almıyorum; eşeklik bende.) bakım çektim. Güncellenmesi gereken programlar güncellendi...
Utanarak söylüyorum SP2'yi de anca bugün yükledim, kurdum. Aslında daha önce yüklemiştim ama yazın bana bir takım azizlikler yarattığına inanıp silmiştim; meğerse SP2'den değil, ekran kartının dandikliğinden kaynaklanıyormuş o azizlikler. Bunu Windows SP2'yi sildiğim an anladım ama çok geçti. Sonra da üşenip kurmamıştım. SP2'yi ve geri kalan bir çok güncellemeyi indirmem ve kurmam epey zaman aldı. Ayrıca Fransa'dan sonra internet hızımın bu kadar yavaş olmasına alışamadım sanırım. Ondan dolayı da çok uzun sürmüş gibi gelebilir bu güncelleme ve yine yeni yeniden SP2 durumu...
Sonra, kendime yeni bir E-mule modu arayışına çıktım. Uzun zamandan beri Dazzle kullanıyorum. Evet, "leecher"ım. Paylaşımı sevmediğimden değil; sadece bağlantı hızım düşük... Sunucular tarafından yasaklanmayan tek "leecher" da benimdir herhalde. Maksimum 15ile indiriyor, o da kırk yılda bir başıma geliyor... Bu arada toplamda 15 olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Tek bir dosyanın 15 ile indiğini hiç görmedim. Bu 15in ne cinsinden olduğunu da söyleyeyim; evet: 15 kilobayt.
Aslında "download" manyağı birisi olduğum söylenemez. Zaten 14 GBlık bir harddiskle "download" manyağı olsam ne olur? Biliyorum, bu bilgisayarımı yenilemem gerek. Biliyorum, KabloNet'teki kontratı iptal edip ADSL için başvurmam gerek... Ama bilgisayarı yenilemek için para lazım. KabloNet kontrat iptali içinse üşeniyorum. Bir de kablo, ADSL'den daha stabil. Ama söylemeden edemeyeceğim, bazen değişik manik ataklar geçiriyor. Örneğin, bugün 4 saat boyunca çeşitli aralıklarla denediğim hız testi 256lık bir bağlantım olduğunu gösteriyordu, ama sonra gene döndük 128'e...
Yazının başlığı tamamen alakasız (vıdı vıdı kısmı alakasız değil, evet) şeyler söylerken, beni okuyan sizler -tabii buraya kadar dayanabildiyseniz- "Ne diyorsun sen yahu? Sadede gel!" diyor olabilirsiniz. Hemen geleceğim... Papatya çayı içiyorum bu bir; içinde üzüm çekirdeği kurusu karıştırılmış meyveli yoğurt yedim, bu da iki olsun.
Papatya çayı, geceleyin rahat uyuyamayanlara birebir ki ben yaradılış itibariyle tavuktan çok yarasayımdır... Böyle yarasa olmama ve bünyemin gece uykusuna karşı isteksiz olmasına karşın, sabah kaçta kalkmış olursam olayım, papatya çayı içtiğim zaman güzel bir uyku öncesi huzuru çöküyor üstüme. Bir de bugünlerde gerçekten kendimi huzur dolu ve iyi hissediyorum. Kafeini, sadece günde bir bardak içtiğim sabah kahvesinden almamın payı var bunda sanırım; ama ciddi anlamda bir kafa temizliği yapmamın daha da büyük bir etkisi var... Ben bu kafa temizliğiyle meşgul olduğum için yazamadım "Ama.Aman!"a. Bunu da burdan bildireyim.
Yoğurdun içindeki üzüm çekirdeği kurusu da aynen papatya çayı gibi faydalı bir şey. Ciddi anlamda bir anti-oksidan. Sigara içenler, düzenli ilaç kullananlar, kış aylarında bağışıklık sistemlerini daha güçlü kılmak isteyenler için birebir. Aynı zamanda, insanın cildini de ışıldak, parıldak yaparmış. Düşünün yani! Üzüm çekirdeği kurusu... Düşünmedim değil; acaba kimin aklına gelmiş de araştırmış, bu üzüm çekirdeğinin etkisi ne olabilir diye de bulmuş güçlü bir anti-oksidan olduğunu... İlginç şeyler bunlar, herbalizm ve şifacılık üstüne daha çok şey okumak lazım aslında.
Bu arada, herbalizm dedim de, aklıma başka bir şey geldi. Aslında ayrı bir post olarak yazacaktım ama buraya da yazayım şimdi, sonra gene yazarım ayrıca. Kuzenim, Pandora çok güzel yemek tarifleri yazıyor. Bu yemek tarifleri de mantarlardan müteşekkül. Yıllardan beri halamla, eniştemin dünya gurme piyasasına kazandırdığı doğa mantarları artık Türkiye pazarına da girecek. Yazdığı yemek tariflerinin tümü de bu doğa mantarlarını içeren tarifler ve hepsi de çok lezzetli... Çocukluğum o sevimli mantarlarla geçtiği için ben, Pandora'nın tariflerini zevkle okuyorum, takip ediyorum. Eğer yemek pişirmekle ve değişik lezzetlerin keşfiyle ilgiliyseniz bir bakın derim. Gerçekten iştah açıcı ve ağız sulandırıcı bir site, kuzenim yazıyor diye demiyorum. http://mantarci.blogspot.com adresinde ikamet ediyor. Bu "blog" geliştikçe, içeriği arttıkça daha da güzel olacak. Ben de Raisin Sec'in fotoğraf makinasını yanımda getirdiğimden, artık bana yollanacak numunelerden bir şeyler yapıp yazmak istiyorum oraya. Takip edin yani... Kırmayın beni. Bu uykulu haliyle yazı yazan beni hiç kırmayın hele!
Artık bu yazıyı bitirmenin vakti. Ama bir kaç öneride bulunayım önce...
Dışarıda böylesine soğuk bir hava varken, güzel yemek, güzel müzik, yumuşak bir battaniyenin altında içilen sıcak papatya çayından güzel ne olabilir? Müzik için önerim Rachel's, yemekleri Pandora'dan alırız... Eğer battaniyenin altında bir şeyler izlemek isterseniz de Julio Medem'in Los Amantes del Círculo Polar'ını ve Miranda July'nin Me and You and Everyone We Know'unu öneriyorum. Söylediğim ikinci film IFistanbul'da da gösterilecek, fırsatınız olursa izleyin derim. Ama bence battaniye altı, sinema salonundan daha çekici, sizi bilemem.
Raisin Sec, kendisine blogger nicki seçerken kuru üzüm yiyormuş, o yüzden öyle. Anıştırma derken ne dediğini anlamadım, bir anıştırma yok ortada...
YanıtlaSilGelsin, halamlar da, yemek yapayım! Çekeyim resimlerini...