
Ne zaman bir dergi, bir gazete alsam elime sinirim bozuluyor. Bu ülkede gazetecilik, dergicilik bu kadar mı ayağa düştü diye soruyorum kendi kendime. Az önce, evde geçtiğimiz haftalardan kalma bir Tempo dergisi buldum ve şöyle bir karıştırdım.
Zaten kapak çok korkunçtu: "PKK vuruyor, Milliyetçi Türkiye'yi kuruyor."
Ağzı kayık bir magazin söylemi siyasi içerikli bir araştırmanın manşeti yapılmış. Türkiye'nin "Milliyetçi" duygularının artmasından dem vurulmuş, çeşitli siyasetçilerle konuşmalar var... Bu haberin hemen bittiği noktada da son derece komik bir tesadüf olarak Nicolas Sarkozy'den bahseden bir yazı!
Çeviri olduğu aşikar ama nereden alındığı meçhul. Ancak Ulusal Cephe'yi bir güzel yağlayan bir yazı olduğu da kesin. Sarkozy'nin son olaylardaki tutumu şöyle incelenmiş; parantezler bana ait:
"Fransa'da üniversite öğrencilerinin protesto eylemleri sürerken Fransa İçişleri
Bakanı sahaya indi ve olaylara müdahale eden polis, jandarma birliklerini
bağrına bastı. (Aferim, çok iyi etmiş Nikola.) Öğrenciler, Fransız hükümetinin
çıkarttığı CPE denilen ilk işe yerleştirme kontratı yasasını protesto
ediyorlar...."
"...Yasa, Fransız sağının umudu, geleceğin Cumhurbaşkanı adayı Sarkozy'nin fikri
değil. (Yağla balla Nikola'yı.) Yine de protesto gösterileri sırasında
Sarkozy, Başbakan'la dayanışma içinde olduğunu gösterdi ve eylemlere karşı net
bir tavır sergiledi. (Neden bu tavrı sergiledi acaba?) Üstelik bu tutumu, onun
için çok önemli olan gençler arasında oy kaybetmesine yol açabilirdi. (Tüh! Çok
seçmen kaybetmiştir eminim. Faşistin oyu her zaman faşistindir. Bunu bilmeyen mi
kaldı?) ..."
Yazı sinir bozucu bir şekilde Sarkozy yanlısı olarak sürüyor, gidiyor. İyi de bir Türk dergisinde Sarkozy'i bu kadar yağlamanın ballamanın ne manası var, amaç ne? Cidden bilemiyorum.
Sarkozy'nin özel yaşamından bile dem vurulmuş içerikte, hem de aynen şöyle bir cümlelerle:
"Sarkozy, özel yaşamında da, siyası yaşamında da kendini zor görevlerin içinde
buluyor ve birkaç ay önce varoş isyanlarında olduğu gibi zorlukların ortasında
dimdik duruyor. Özel yaşamı, pembe dizi romanlarını aratmayacak dramlarla dolu.
(Vah vah! Yazık adama! Ne zavallıymış. Bu arada o ; 'pembe dizi' değildi
sanırım, 'beyaz dizi' olmalı.)"
Bu cümlelerden sonra da Nicolas'nın karısı Cecilia'nın Fas asıllı organizatör sevgilisiyle nasıl kaçtığını, sonra nasıl da "kocasının kollarına" geri döndüğünü vesaire öğreniyoruz. Fransız halkının bu olaydan sonra Sarkozy'ye duyduğu sempati falan hakkında bilgileniyoruz.
Aslında bu bir söyleşinin giriş yazısı. O yüzden Sarkozy bu kadar yüceltilmiş durumda olabilir elbette.
Hala sorularım var benim yalnız! Hangi editöryel zeka bunu ham çeviri haliyle bu şekilde yayınlayabiliyor, üstüne üstlük de kaynak göstermiyor?... Ben bunu anlayamıyorum.
Türk basını olarak sen buna yer vermek zorunda mısın? Sarkozy sana mı verdi kardeşim bu röportajı da sen bu kadar yücelttin adamı başında? Git bunu editöryel olarak ele al, sana güzel içerik çıksın. Sade olsun... Löpen'e denk tutulan Nikola Sarkozi'yi sen nasıl bu şekilde göstermeye çalışıyorsun ki bize? Fransız Ulusal Cephesi sana para mı veriyor?
Hey Yarrabim!
Çay koyacağım ben. Sinirlendirdiler gene.
İşte bayan Ç. sizi bu yüzden seviyorum:) Ben de böyle şeylere bir tek ben çıldırıyorum sanıyordum.Okudum rahatladım:)Bu Türk Medyası'na akıl sır erdirmek mümkün değil. Öyle zamanlar oluyor ki sokaktaki insanları çevirip "gazetelere, dergilere inanmayın, hepsi yalancı!" diyesim geliyor.Çok kolay kandırılıyoruz(m).
YanıtlaSilacıyor denizfeneri acıyor. özal çocuklarından bir gazeteci nesli yetişiyor diplomalara bakılarak sadece. bu "gazetecilik", "dergicilik" değildir ama. ne kötü değil mi?
YanıtlaSilhariçten gazel gibi olacak ama, klavyene saglik... bloglar arasinda sekerken, bu minik medya analizini okuyunca hatirladim: bu memlekette ciddi/okunasi bi tane bile haftalik dergi olmamasi ne acayip di mi!
YanıtlaSilhariçten gazel olmaz hiç bir zaman! her zaman yorumlara açığızdır!
YanıtlaSilcidden bu ülkede okunacak haftalık dergi olmaması içler acısı bir durum. aslında okunacak günlük gazete olmaması da içler acısı bir durum belki de! öldü bizim basınımız. bitti sanırım. çok acı ama gerçek bu...