18 Nisan 2006

Bir Rüya Sahnelenirse...

Tek Perde.
Kişiler:
Kadın.
Bayan Ç.
Koro.

Dekor: Rumevinin odası. Odanın ortasında bir kabuk, şekli değişmiş bir istiridye gibi. Kabuğun gerisinde sokak meyhanesinin masalarını gören bir pencere.
Efekt: Yaz gecesi gürültüsü.
Koku: Düşlü bir tütsü.
Müzik: Zeybek. İniltili bir türkü.

(Kadın kabuğun içinde oturmakta, kendi kendine konuşmaktadır.)

Kadın: Kabuğun dışındaki gök kusursuz bulutlarla kaplı. Kabuğun aralığından bakınca görülen bir parça gök var. Bir gök altında bir kent, bir kent içinde bir meyhane. Hey!

(Çaresizce etrafına bakınır. Hafifçe kıpırdanır. Kabuk gıcırdar. Bir sokak lambası ışığı yüzüne vurmaktadır.)

Kadın: Buradan sözcüklerim kimselere yetişmiyor. Böylece ben geç kalmıyor; erken bir bekleyişin uzun sabrını tükenişle törpüleyerek değişim yaratıyorum. Büyüyorum. Selam olsun.
Umurumda değil. Yaşam birisini öpmek gibi. Öpüşmeden öpmek. Yaşam yol. Issız kıyısında çam ormanları olsun, reçine kokusu ciğerlerimizi paralasın. Denizin kıyısına sokulmuş bir kent görelim sonra. Bir hilal gibi karayı kucaklasın bir körfez. Düşelim orada bir kaç anıya, bir kaç gözyaşına takas edelim onları. Dinginlik gelsin sonra bir rüzgarla perdeleri uyuyan pencerelerde... Saçlarımızı okşasın. Deli kızlar olsun yanımda, deli oğlanlar, delice delice zeytin ağaçları. Güvercinler yuvalarında huzursuzca kıpırdansın bir gece sokaklarınızı geçerken, kabuklarımızı eski evlerin merdivenlerinde gecesel bir törenle kırarken, kendimizden çatlaksız bir "ben"i böylece doğururken.

(Sahnenin gerisinde durmakta olan koronun üstüne spot düşer. Nağmeli ve derinden söylerler.)

Koro: Kapanır her yara, her ateş bir gün söner! Gördüklerini unutursun, bu oyun böyle gider.

(Spot kararır. Gene kadını görürüz. Oturduğu kabuğun içinde hareketlenmiştir. Debelenmektedir. Az sonra kabuğu kıracağı bellidir.)

Kadın: Yaralanırsın önce. Bir kabuk. Kendini yeniden doğurmak için bir yumurta mı? Kırık? Koza mı? Kelebek mi? Cuma akşamları yalnız yalnız meyhaneler mi? Yaksana sigaranı. Bu ateş de bir gün söner. Kapanır her yara! İçin taş olur, gider!

(Kabuk kırılır. Kadın ayakta, gökyüzüne doğru bakmaktadır. Koro karanlıkta mırıldanır. Bu mırıltılar sürerken kadının yüzündeki sokak lambası ışığı gittikçe aydınlanır, kadının üstünde bir hare oluşturur.)

Koro: Bir yerde bir kadın vardır. Çocuk gibi güler. (Kadın delice bir kahkaha atar.) "Ben bu gece ışığım," der. Bir merdivenle gökyüzüne tüter. Tam Ay olacakken denize düşer.

Kadın: Ayyyyyyy! Kimse kurtaramaz.

Koro: O bir istiridyeye döner. Gövdesinden tanırız. Sedefi beyaz. Parlar, parlar söner.

Kadın: Akılda kalan isimdir.

Koro: Seyirci kendine döner.

Kadın: Kimse bilmez, düşlerinize hangi ay girer?

Koro: Görülmeyen bir inciyi, siyah bir dalga çeker.

Kadın: Suskunluk uzar da döner?

Koro: Yokluğuna sedef sürer, yokluğuna sedef sürer.

(Sahne kararır. Tekrar aydınlandığında kabuğu sahnenin ortasında kapalı ve kırılmamış olarak görürüz. Belki de hiç açılmamıştır. Salon bomboş ve seyircisizdir. Besbelli ki ben uyuyakalmışımdır. Üstüm açılmıştır hatta. Bu gördüklerim birer düştür. Düşün farkına varınca sarsılmış bir ses tonuyla konuşurum.)

Bayan Ç: Siz hiç öpüşmeden öptünüz mü? Kocaman bir hayatı küçük ellerle yeniden ördünüz mü?

(Zihnin korosu yavaşça sahneyi adımlamaya başlar. Gene derinden ve nağmeli söylenirler.)

Koro: Her ateş bir gün söner... İçin taş olur gider... Kimse bilmez! Düşlerine hangi ay girer? Hangi ay girer?

(Çırpınmaktayımdır. Aklımı kaçıracak gibi olurum. Hırsla bağırırım.)

Bayan Ç.: Ay! Ay! Hani ay! Düş bu kayar!

Koro: Anımsamayı reddeder. Yokluklara sedef sürer. Yokluklara sedef sürer. İncisini siyah bir dalga çeker. Zihin karıştırır, karışıktır. Geri döner. Geri döner....

(Koronun ritmik tekrarlarıyla sahne yeniden kararır. Işık tekrar verildiğinde bir yatak odası görürüz. Bayan Ç. yatakta yorganı tekmelemiş vaziyette yatmakta, açık ağzından ince bir tükürük sızmaktadır. Arkasındaki pencerenin gerisinde beyaz bulutlarla yüklü bir gökyüzü vardır. Perde dışarıdan gelen kuş cıvıltılarının artmasıyla beraber kapanır. )

7 yorum:

  1. Ve alkışlar sahnede yankılanır: Şak Şak şak:)

    YanıtlaSil
  2. :) uydurdum yazı oldu.

    YanıtlaSil
  3. rolünü başarıyla tamamlamış bir oyuncunun huzuru mu,yataktan kalkamamanın yorgunluğu mu wardır bedende?

    YanıtlaSil
  4. başarıyla tamamlandı mı bilmiyorum ama bir bahar doygunluğu, bunun ruh şekerinde yansıması olan ebleklik durumu ve de uyuşukluk duygusu içinde olduğum aşikar. neticede, evet, bir yatağa yapışma durumu mevcut. :)

    YanıtlaSil
  5. (:bişiylere mazeret arayan ruh halim yataktan kalkamamanın mazeretlerinde.ama mutlu.sanırım..:)

    YanıtlaSil
  6. pnar, mutluysan orada dur. ama bir mutsuzluğu geçiştirmek için mutlu taklidi yapmadığından kesinkes emin ol.

    iyi ol. ancak bunu diyebilirim ve dileyebilirim. :)

    YanıtlaSil
  7. çok saol(:
    ama böle şikayet etmek bişiylerden,bişiylere mazeret bulmak ve geçiştirmekte hayatı güzel be..

    YanıtlaSil