01 Ağustos 2006

Hey Gidi!

Ayaklarım kuma değsin istiyorum. Birisi beni tatile çıkarsın, denize götürsün, akşam kavun kessin, köfte ve patlıcan kızartsın. Hayattan istediğim budur. Hatta köfteyi ben kızartırım, patlıcanı da... O derece yani. Sadece kavun kesilmesi işine (parmağımı keserim keserken kesin, keh.), bir de bakkaldan sigara, içecek, ekmek alınması gibi eylemlere birisinin eşlik etmesi lazım. Çünkü ben tembelim, gidemem oraya kadar. Orası da neresiyse? Bulduk sayfiyeyi de bakkalı kaldı!

Gerçi sayfiye yerinde bakkal olgusu da ayrı bir mevzudur. Hiç unutmam bir gün kuzenim benden bakkala gitmemi istedi Kuşadası'nda. Ben de tembelim ya, gitmek istemedim. Hem de çok sıcaktı... Bu hain gitti benim yerime bakkala ve kendisine ekmeği alırken çikolata almış olduğunu gördüm geri döndüğünde.

"Bana almadın mı?" dedim. "Almadım sen gitmediğin için," diye yanıt verdi, hapur hupur yedi karşımda... Hain! Bir de bunu Flavia Papaniasına yaptı üstelik. Kesin hatırlamıyordur ama şimdi, bana gelip "Yok, olmadı öyle bir şey" diyecektir.

Bak nereden geldi aklıma şimdi?! Hey gidi... Babaannem de ne güzel köfte kızartırdı... Patlıcan pişirirdi... Sonra o sene Efes Light yeni çıkmıştı. Böyle beyaz bir kutusu vardı, sonradan o eski kutularından Heybeliada'da bir tekelde gördüm ben... Hmm, sonra karşı komşu vardı, onun oğlu çok komikti. Bir de ben babaannemi, geç gelen bizi sotada beklerken bulmuştum bir gece, bizi eve bırakan arkadaşın kardeşini manita sanmıştı sanırım... "O oğlan kimdi?" demişti. Ben de "Baytar Haydar," demiştim. Neden böyle acaip şeyler uydururdum bilmiyorum. (Gerçi hala uyduruyorum.) Nermi mi neydi o oğlanın adı da... Baytar değildi, Haydar da değildi...

Sonra biz akşamüstleri pazara giderdik. Oradan acaip ucuza çok güzel şeyler alırdık. İhraç fazlası elbiseler almıştık. Giydim onları senelerce... Sonracığıma, bir de dalmaya giderdik ama benim dalmam için popomdan ittirilmem gerekirdi. Kemal Abim dipten minik bir denizyıldızını eline alır, bizi yanına çağırır, deniz yıldızının göbeğine kum taneleri koyardı dipte dururken öyle. Denizyıldızı kollarını hareket ettirirdi. Hiç onları dışarı çıkartıp kurutmadık ama biz. Severdik onları suyun içinde. Renkli deniz kestanesi iskeletleri ve çakıl taşları toplardık. Sırça gibi olurdu denizkestanelerinin iskeletleri, eve dikkatli taşımak gerekirdi. Bir keresinde de boğuluyorduk; dalga vardı çok. Kıyıya gelmeden geri püskürtülüyorduk. Ne kadar çok su yutmuştum o gün...

Bazen çiftliğe de giderdik; domates kurutuluyor olurdu. Kocaman brandalar üzerinde kırmızı kırmızı domatesler! Sitrik asidin neden olduğu tuhaf bir koku dolaşırdı sanırım ortalıkta... Ama otlardan da tütsülü, güzel bir koku yükselirdi, sararır sararırdı güneş altında. Çok ama çok büyülü bir koku olarak benim kişisel tarihime yazılmıştır o yaz sıcağında kavrulmakta olan otların kokusu. Genelde, incirin şekerli kokusuna karışır, daha da güzel olur... (Ve bence bu dünyadaki en erotik kokudur.)

Çiftlikten çıkar, Claros'a giderdik. Yakındı çünkü... O kadar sıcak olurdu ki kışın suların altına gömülen bütün kalıntılar güneşin altında görünür vaziyette... Bütün su buharlaşmış...

Apollon'un başparmağını orada gördüm ben. Bir düşte değil. Artemis'in, yani kardeşinin de sandallı ayakları vardı orada. Düşünsene, yıkılmış bütün heykeller. Benim bedenim kadar başparmakları olan heykeller hem de: kocaman, muhteşem ve mermer. Bir yandan düşünüyorum da, Efes'in beni Claros kadar etkilememiş olması garip. Claros'un bir kehanet merkezi olmasından dolayı bu kadar etkilenmişimdir belki. Büyüye inananlardan kim kaldı? Ben. Evet, ben...

Neyse...
Ne diyordum? (Çok dağıldım.)

"Köfte, patlıcan, kavun ve ayaklarımın kuma değişi"ydi olayım değil mi? Evet.
Bunları istiyorum.

Bir de ayrıca babaannemi özledim ama bunun üstüne bir şey yazmayacağım. Nur içinde yatsın kendisi. Bana da nurlar inmesine yardımcı olsun.

Ki oluyor sanırım...

6 yorum:

  1. anlaşma yapalım: taze cevizleri ben ayıklamam, çok zor onların o beyaz renk çeperlerini çıkartması ve de insanın ellerini kara kara yapıyor. ayrıca sulama havuzunun yanında elektirik direği gibi bir şey var. ben oraya çarpılırım diye girmeye korkuyorum. kurbağa da oluyordur ayrıca onun içinde. bunun dışında neziş gitsin tatiline, bir bakacağım gelme işine de. beklemedeyim.

    o çikolata olayını sadece pisliğinden yaptın. beni göndermeye çalıştın bakkala kendi tembelliğinden, ben gitmeyince nispet olsun diye böyle bir hainlik ettin. seni affetmiyorum. kendini tebrik edeceğine, özür dile. :(

    pis kuzen.

    YanıtlaSil
  2. hahayt! bu babamın ve halamın hikayesine benzedi. babam da halama zamanında iş yaptırıp, parasını vermemiş manisa'da, atmış kazığı... sonra da halama çıkıp, "ben seni eğittim, bak yemedin sonra kazık" demiş.

    erkek falan da değilsin ama bir dayıya çekmişlik olduğu muhtemel. zaten ikinizin de gıdısı var. :D

    not: cevizleri ayıklamayacaksam gelirim. sulama havuzuna da kurbağa olduğu için değil de çarpılırım korkusuyla girmem ama sanırım. henüz gencim. denize gidelim...

    YanıtlaSil
  3. My beloved Bayan C.;
    Lutfen insomnia endeksli uyku duzenine geri don. Boyle normal insanlar gibi normal saatlerde yasaman hic de normal seyler yaptirmiyor sana.
    Ayrica, ozledim ulen.. anlsana, seviyorum..

    Baytar Haydar

    YanıtlaSil
  4. haydarım aşkım!

    pasifik saat şeysine göre yaşamıyorum artık. ama bu gece senle biraz ilgilenebilirim. haberin olsun.

    öpering!

    YanıtlaSil
  5. Ben hala büyüye inanıyorum. Cadıyım lakin kendim yapamıyorum.Gel yardım et Ç:)Bir de taze cevizin kabuğuyla süper kumaş boyası olur biliyor musun...

    YanıtlaSil
  6. sevgili denizfeneri,
    inancımızı tazelemek için dağlara çıkıp taze kekik toplayalım, sonra da bir begonviller altında birer kadeh şarap içelim. bence geriye gelecek şu "özel" güçlerimiz büyü için gereksinim duyduğumuz... :)

    ne dersin?

    YanıtlaSil