bir kelime arıyorum. aradığım kelimeyi bulamıyorum. böyle olunca yazamıyorum. yazamayınca sinirleniyorum. sinirlenince kendimi aptal hissediyorum. aptal hissedince daha da kötü yazıyorum. daha kötü yazınca içimden yazmak gelmiyor. noktalandırıyorum. nokta. sigara yakıyorum.
bir kelime arıyorum. şey gibi bir şey: gökyüzünde gri bulutlar hareket eder ve biz yataklardan kalkmayız... anlayacağın, tembel ama kendi devinimi var. ataletinde bir şey gizli. nedir bilemiyorum. merkezimden kaçıyorum. momentim fazlaymış. ortamım sürtünmeli olsa da. asla ama asla. normal şartlar altında değil, normal şartlar üstünde ve tam tezat. şeyini şeyettiğimin şeyi bir şey sanki bu kelime. huysuzlaştırıyor beni bulamadıkça kendisini. semantik evrende kaybolmuşken, bir de işin içine bir de düşüncelerin elçileri giriyor, sonra ne bileyim ben bir platon, bir descartes, bir rasyonalizm, sonrasında üstünüze afiyet bir leksikonoloji. ay, ben ne dediğimi bilmiyorum. açıyorum anlambilimde kullanılan mantık şemalarına bakıyorum. dilin de denklemleri var, dilin de bir analitiği var. çok şaşırtıcı. dilin integralini alabilirsin mesela. ne garip. ah, ama bir türlü bulamıyorum kelimeyi anlamın çağrışım zincirlerinde. anlamın şemaları büyüyor, mantığı mantıksızlaşıyor. sanki uzun bir koridorda koşuyorum ve ucundan tanrı'yı görür gibi oluyorum. babil kulesi yıkılıyor sonra bir masalda derin bir gazapla. birden herkes bambaşka bir dili konuşmaya başlıyor. sonra herkes yabancı oluyor. sadece tek bir ortak dil kalıyor yeryüzünde: gülmek. (bir sevinci güler çünkü insan. anlaşmanın tek ve basit yalın halidir gülmek...) ve evet, aradığım kelime bu: gülmek. bulduğuma sevindiğim bir eylemin ismi. kelimeyi eylemin işleyişinde bulmanın bir kere daha katlanan sevinci şimdi. gülüyorum. hahaha! ve sen de bana gülüyorsun. haha! biz güldükçe, diğerleri de gülüyor. dereye düşen o iki çocuk da. sonra sardunyaların kuru yapraklarını temizleyen bahtiyar abla da. yağmurun ıslak çimleri de. mevsim de. eylül de. tüm dünya da. hahahahahahah! birden huysuzlanmaktan vazgeçiyorum kelimemi bulunca; tembel tembel gülüyorum yazdıkça. ataletimde gülmek gizli. gülmek gibi bu bulutlar hareket ettikçe bizim yataklardan kalkmama nedenimiz. dünyanın tam ortağı, bir yaşamanın. yeryüzünün tek ortak dilinde sevişen iki kahkaha olacağız... kelimeyi bulunca ucuna kelimeler ekleniyor böyle hep. doluyorum. taşıyorum... coşkumu eylül'e bulaştırıyorum. ellerinden tutuyorum. sonra bırakıyorum. bir rüzgar çıkartıyorum. herkesin saçı başı dağılıyor.
ben üfledikçe kafaları daha güzel oluyor... tatlı fırtınalar çıkıyor zihinlerinde...
ve, hepsi gülüyor olabilecek en ortak ve insan haliyle.
bir kelime arıyorum. şey gibi bir şey: gökyüzünde gri bulutlar hareket eder ve biz yataklardan kalkmayız... anlayacağın, tembel ama kendi devinimi var. ataletinde bir şey gizli. nedir bilemiyorum. merkezimden kaçıyorum. momentim fazlaymış. ortamım sürtünmeli olsa da. asla ama asla. normal şartlar altında değil, normal şartlar üstünde ve tam tezat. şeyini şeyettiğimin şeyi bir şey sanki bu kelime. huysuzlaştırıyor beni bulamadıkça kendisini. semantik evrende kaybolmuşken, bir de işin içine bir de düşüncelerin elçileri giriyor, sonra ne bileyim ben bir platon, bir descartes, bir rasyonalizm, sonrasında üstünüze afiyet bir leksikonoloji. ay, ben ne dediğimi bilmiyorum. açıyorum anlambilimde kullanılan mantık şemalarına bakıyorum. dilin de denklemleri var, dilin de bir analitiği var. çok şaşırtıcı. dilin integralini alabilirsin mesela. ne garip. ah, ama bir türlü bulamıyorum kelimeyi anlamın çağrışım zincirlerinde. anlamın şemaları büyüyor, mantığı mantıksızlaşıyor. sanki uzun bir koridorda koşuyorum ve ucundan tanrı'yı görür gibi oluyorum. babil kulesi yıkılıyor sonra bir masalda derin bir gazapla. birden herkes bambaşka bir dili konuşmaya başlıyor. sonra herkes yabancı oluyor. sadece tek bir ortak dil kalıyor yeryüzünde: gülmek. (bir sevinci güler çünkü insan. anlaşmanın tek ve basit yalın halidir gülmek...) ve evet, aradığım kelime bu: gülmek. bulduğuma sevindiğim bir eylemin ismi. kelimeyi eylemin işleyişinde bulmanın bir kere daha katlanan sevinci şimdi. gülüyorum. hahaha! ve sen de bana gülüyorsun. haha! biz güldükçe, diğerleri de gülüyor. dereye düşen o iki çocuk da. sonra sardunyaların kuru yapraklarını temizleyen bahtiyar abla da. yağmurun ıslak çimleri de. mevsim de. eylül de. tüm dünya da. hahahahahahah! birden huysuzlanmaktan vazgeçiyorum kelimemi bulunca; tembel tembel gülüyorum yazdıkça. ataletimde gülmek gizli. gülmek gibi bu bulutlar hareket ettikçe bizim yataklardan kalkmama nedenimiz. dünyanın tam ortağı, bir yaşamanın. yeryüzünün tek ortak dilinde sevişen iki kahkaha olacağız... kelimeyi bulunca ucuna kelimeler ekleniyor böyle hep. doluyorum. taşıyorum... coşkumu eylül'e bulaştırıyorum. ellerinden tutuyorum. sonra bırakıyorum. bir rüzgar çıkartıyorum. herkesin saçı başı dağılıyor.
ben üfledikçe kafaları daha güzel oluyor... tatlı fırtınalar çıkıyor zihinlerinde...
ve, hepsi gülüyor olabilecek en ortak ve insan haliyle.
En ortak ve insan hali hepsinin, gülmek çünkü.
YanıtlaSil...Belki de.
en ortak hallerden bir tanesi sanırım. gülmek ve gülümsemek önemli... :)
YanıtlaSilKelimelerin geldiler bana,
YanıtlaSilyüreğinden, kafandan, etindendiler.
Kelimelerin getirdiler seni,
onlar : ana,
onlar : kadın
ve yoldaş olan...
Mahzundular, acıydılar, sevinçli, umutlu, kahramandılar,
kelimelerin insandılar...
[bu ben]
gülelim.