(bu yazının yazarı, nereden başlayacağını bilemeden bunu dinliyor şu anda. neden dinliyor, onu da bilemiyor.)
gündem bu, madde madde:
1. geçen sene işe başvurmuştum, monster.com'dan. ki monster çok başarılı bir sitedir, hemen de yanıt verirler oradan işe başvurduğunuzda. neyse, işte benim bu başvurduğum iş irlanda'daydı. "herkesin kullandığı bir arama motoru"nun merkezinde. bir kaç yazışma yapmıştık ama sonradan bir sürü başvuru olduğu için yanıt alamamıştım. dört gün önce gene bir mail aldım bu firmadan. beni aramışlar, ulaşamamışlar, gel de konuşalım diyorlar. reklam koordinasyon işi. evet, adwords işi hatta... arama motorunun ne olduğu da ortaya çıkmış oluyor böylelikle. neyse, efendim şimdi bunlar 3000 euroya denk gelen bir maaş veriyorlardı geçen sene. sigorta migorta, çalışma izninin çıkartılması gene onlara ait. ancak ev yok, lojman yok. ben ne yaparım irlanda'da öyle? yetmez o 3000 euroya denk gelen maaş. hem benim orada hiç arkadaşım yok. özlerim ben bizimkileri. ailemi de özlerim. gelemem buna. bu yüzden gitmeyeceğim... zaten geçen sene de başvurduktan sonra pişman olup, korkmuştum.
2. bu ayki yıldız haritamda, kariyerimle ilgili çılgın gelişmelerin olacağı yazıyordu. kariyerimdeki çılgın gelişme sadece dublin bazlı bir iş değildir diye ümit ediyorum şu anda. beni bugünlerde birilerinin araması gerekiyor. yoksa gene iş yok diye bunalıma gireceğim. geçmeyen bir nezleye sahibim ve bunun üzerine bunalıma girmem hiç hoş olmayacak. zaten ben bunalırsam zincirleme bir reaksiyonla etrafımdaki herkes bunalmaya başlayacak. bulaşıcı olacak. böyle olsun istemiyorum.
3. kendimi güçlü kılmak için "pemese" yahut gavurca "piemes" diye bir şey yok diye iddia edeceğim bu maddede. "acı yok raki!" diyorum kendime aslında ve arka planda hafiften eye of the tiger cızırdıyor gibime geliyor. birisi bana fırında sütlaç almalı "pemese"ye inanmaktan vazgeçmemi sağlamak için sanırım. ya da pemese tanrısı'nın bana acı çektirmemesi için -ki kesin tanrıça değil o, erkek ve o yüzden böyle eziyetli bir şey bu- adak olarak fırında sütlaçla onurlandırılması gerekiyor...
4. haftasonu sonsuz bir uzanışla geçti sanki. kanımda parasetamol, antibiyotik. yastıklar arasında döndük. bol bol selpak tükettik, markayı isim olarak benimsediğimizi gösterdik. word coinage denilen bu hadiseye yaşanmış örnekler verdik. dilbilimden girdik, carrie bradshaw'un histerikleştiği ve mr. big'i şu kilise hadisesinden dolayı terkettiği bölümden çıktık. pizza ısmarlayacaktık ama ısmarlamadık. onun yerine çikolatalı kahve içtik. kızkıza oturduk. bayan e., almanlar gibi sümkürdüğümü söyleyerek beni yüceltti. ben de onun portekizliye benzediğini düşündüm ama söylemedim. şimdi söylüyorum: ebru, sen portekizlilere benziyorsun! bir porto şarabı kap da gel.
5. cuma günü, önlerime ilerleyen o güzel beyazlarımı örtmek amacıyla saçlarımı boyadım. her zamanki gibi ne renk olduğunu anlamadım. 40 yaşıma geldiğimde saçlarımın tümü beyaz olacağı için bu çok önemli değil zaten. her an her renk yapabilirim gelecekte. dekolere edilmiş olacak nasılsa doğal olarak belli bir müddet sonra tüm saç tellerim. allahtan, bu erken beyazlama, bu genetik şanssızlık tenimize verilmemiş. o taraftan sorunumuz yok. ailecek geç kırışıyoruz, kilo da almıyoruz. ergenlikte hiç sivilcelenmediğimiz görüldü, bakalım orta yaşta neye benzeyeceğiz?
6. öhöm. "neyi kovalar da yakalar bu kafalar?"ah bu kafalar, hakikaten neyi kovalar?
7. yedi mübarek bir sayıdır. sayı ile 7 yle bitirelim. papatya çayını çok seviyoruz şu anda. fakat, edebi çalışmalar yapıp, güzel şeyler yazamıyoruz. kusura bakılmasın.
gündem bu, madde madde:
1. geçen sene işe başvurmuştum, monster.com'dan. ki monster çok başarılı bir sitedir, hemen de yanıt verirler oradan işe başvurduğunuzda. neyse, işte benim bu başvurduğum iş irlanda'daydı. "herkesin kullandığı bir arama motoru"nun merkezinde. bir kaç yazışma yapmıştık ama sonradan bir sürü başvuru olduğu için yanıt alamamıştım. dört gün önce gene bir mail aldım bu firmadan. beni aramışlar, ulaşamamışlar, gel de konuşalım diyorlar. reklam koordinasyon işi. evet, adwords işi hatta... arama motorunun ne olduğu da ortaya çıkmış oluyor böylelikle. neyse, efendim şimdi bunlar 3000 euroya denk gelen bir maaş veriyorlardı geçen sene. sigorta migorta, çalışma izninin çıkartılması gene onlara ait. ancak ev yok, lojman yok. ben ne yaparım irlanda'da öyle? yetmez o 3000 euroya denk gelen maaş. hem benim orada hiç arkadaşım yok. özlerim ben bizimkileri. ailemi de özlerim. gelemem buna. bu yüzden gitmeyeceğim... zaten geçen sene de başvurduktan sonra pişman olup, korkmuştum.
2. bu ayki yıldız haritamda, kariyerimle ilgili çılgın gelişmelerin olacağı yazıyordu. kariyerimdeki çılgın gelişme sadece dublin bazlı bir iş değildir diye ümit ediyorum şu anda. beni bugünlerde birilerinin araması gerekiyor. yoksa gene iş yok diye bunalıma gireceğim. geçmeyen bir nezleye sahibim ve bunun üzerine bunalıma girmem hiç hoş olmayacak. zaten ben bunalırsam zincirleme bir reaksiyonla etrafımdaki herkes bunalmaya başlayacak. bulaşıcı olacak. böyle olsun istemiyorum.
3. kendimi güçlü kılmak için "pemese" yahut gavurca "piemes" diye bir şey yok diye iddia edeceğim bu maddede. "acı yok raki!" diyorum kendime aslında ve arka planda hafiften eye of the tiger cızırdıyor gibime geliyor. birisi bana fırında sütlaç almalı "pemese"ye inanmaktan vazgeçmemi sağlamak için sanırım. ya da pemese tanrısı'nın bana acı çektirmemesi için -ki kesin tanrıça değil o, erkek ve o yüzden böyle eziyetli bir şey bu- adak olarak fırında sütlaçla onurlandırılması gerekiyor...
4. haftasonu sonsuz bir uzanışla geçti sanki. kanımda parasetamol, antibiyotik. yastıklar arasında döndük. bol bol selpak tükettik, markayı isim olarak benimsediğimizi gösterdik. word coinage denilen bu hadiseye yaşanmış örnekler verdik. dilbilimden girdik, carrie bradshaw'un histerikleştiği ve mr. big'i şu kilise hadisesinden dolayı terkettiği bölümden çıktık. pizza ısmarlayacaktık ama ısmarlamadık. onun yerine çikolatalı kahve içtik. kızkıza oturduk. bayan e., almanlar gibi sümkürdüğümü söyleyerek beni yüceltti. ben de onun portekizliye benzediğini düşündüm ama söylemedim. şimdi söylüyorum: ebru, sen portekizlilere benziyorsun! bir porto şarabı kap da gel.
5. cuma günü, önlerime ilerleyen o güzel beyazlarımı örtmek amacıyla saçlarımı boyadım. her zamanki gibi ne renk olduğunu anlamadım. 40 yaşıma geldiğimde saçlarımın tümü beyaz olacağı için bu çok önemli değil zaten. her an her renk yapabilirim gelecekte. dekolere edilmiş olacak nasılsa doğal olarak belli bir müddet sonra tüm saç tellerim. allahtan, bu erken beyazlama, bu genetik şanssızlık tenimize verilmemiş. o taraftan sorunumuz yok. ailecek geç kırışıyoruz, kilo da almıyoruz. ergenlikte hiç sivilcelenmediğimiz görüldü, bakalım orta yaşta neye benzeyeceğiz?
6. öhöm. "neyi kovalar da yakalar bu kafalar?"ah bu kafalar, hakikaten neyi kovalar?
7. yedi mübarek bir sayıdır. sayı ile 7 yle bitirelim. papatya çayını çok seviyoruz şu anda. fakat, edebi çalışmalar yapıp, güzel şeyler yazamıyoruz. kusura bakılmasın.
10 fikir teatisi:
oysa İrlanda'ya bayılırmışsınız gibi görünüyor buradan. bence gitmelisiniz. baktınız olmuyor bir-kaç sene sonra yine dönersiniz eve. pek bir şey değişmiyor burada. hem eskisi gibi değil, tüm gazeteler vs elinizin altında olacak. msn, webcam... siz tabii biliyorsunuz tüm bunları...
geçmiş olsun bu arada. sevgilerimle.
6. sezon hastası genç bir kızım ben.
neydi admaın adı?
Şu rus olan.
Pembe elbiseyi veriyordu hani bir kutuda.
Hani teşvikiye'de dükkanı olan.
Zencefil*limon çay güzel yeni çıkmış, tazecik.
Hem iyi gelir belki nezleye.
2.a) bu sabahki yıldız falımda alışıldık olduğu üzere muhtemelen "1-) işyerinde yükselme olanağı bulabileceğim -ki geçen hafta itibariyle ayrıldığıma göre mümkün değil- 2-) bu günlerde aşk hayatımın oldukça renkli geçeceği vs. vs" gibi alakasız olmayan şeyler yazıyordur. tüm bunlara karşın elimizde nostradamus gibi bir örnek olması bu konularda iler igeri konuşmamıza engel oluyor.
2.b) gripti, boğaz ağrısıydı(bunlara kısaca üst solunum yolu enfeksiyonu deniyor galiba. sanki daha uysal, zararsız, yumuşak bir hastalık gibi geliyor öyle denince) falan depresyonun tetiklediği söylenir. kendimden biliyorum doğruluk payı var. bir de sabahları erken saatte kalkıp 20 dakika koşmayınca vücut konuyla alakalı virüslere karşı direncini kaybediyor. bu sene de virüsler açısından bereketli bir yıl olacağa benziyor. daha şimdiden 2., 3. atak. ben daha fazla uğraşamiycim en yakın eczaneden bir grip aşısı bir sene uzak tutacak. beyaz önlüklüler aşı için en uygun dönemin bu aralar olduğunu söylüyor. faydalı olabilir.
1-3-4-5-6-7) bu konulara çalışmadım. ama söylemek istediğim bir şey var ki; bu sıcak çikolata müthiş bir şey. benim diyen en depresif kişiye bile bir kaç dakikalığına mutluluktan havalara fırlamış hissi verebiliyor. tüm bunları niye yazdığımı ben de bilmiyorum, belki içimi dökmek istedim. aslında bunu kendi mekanımda da yapabilirdim ama orada nereden başlayacağımı bilemeyecektim muhtemelen. fazla uzattım, saçmalamış olabilirim. olası rahatsızlık için özür ve garip grip için geçmiş olsun diliyorum, saygılar.
endişeliperi,
irlanda'yı seveceğim muhakkak, ancak ben yanımda sevdiklerim olamadan edemeyen bir hale gelmiş bir insanım sanırım artık. pek gidesim yok oralara. zor geliyor. enerjim yok.
lavender,
alexander petrovsky idi rus'un adı. mikhail baryshnikov tarafından canlandırılmıştı dizide. ben baryshnikov'u bir balet olarak zaten çok severdim küçükken, bir de "the russian" kılığında görünce bayılmıştım ama kendisi carrie'yi üzdü. bir erkek daha ne kadar egosantirik olabilir bize de gösterdi. güzeldir sonuncu sezon ama ben üçüncü ve beşinci sezonları seviyorum sanırım en çok.
anyone,
çok güzel maddeler yazmışsın, dersin kendinle ilgili kısımlarını iyi çalışmışsın. sana bu yüzden tam puan verdim.
eğer söylediğin hazır toz halinde satılan sıcak çikolataysa, ben onu sevmiyorum. benim yöntemim farklı. hemen söyleyeyim, şöyle: ben bir bardak sütü alırım, içine çikolatamı kırarım. ısıtırım. bir de öyle dene bak. bayılırsın.
saçmalamamış, uzatmamışsın ayrıca da. her zaman beklerim. :)
Bayan Ç.,
gündeminiz bu kadar doluyken bloga vakit ayırmanız ne güzel...
geçmiş olsun bu arada. bir marka-isim olarak yanınızda selpak olduktan sonra istediğiniz kadar sümkürme hakkınızı kimse elinizden alamaz. özgürce efen'im..
ama.aman siz yine de o kadar abartmayın(:
ç,
Oha lan çok sevindim bu irlandadaki iş muhabbetine. Bence gidip bir konuşmalısın. Hem ortamı görürsün, hem de biraz değişiklik olur. (Ucuz tekila alırsın.)
Ayrıca senin ingilterede tanıdıkların yok muydu? Deli trenler var. İrlanda-ingiltere 3 saat. Kaçırma derim ben.
Bana o ada çok çekici geliyor. Jaguar'da iş istiyorum ben de. ):
Oha lan çok sevindim.
gecen sabah,günlük falımda aşkla ilgili gelişmeler olacağı yazıyordu, okula en güzel en tatlı pembe gömleğimi giyerek gittim, yol boyunca etrafıma bakındım, kim o gelişme diye, bir şeycik olmadı. üzüldüm biraz. bir daha okumayacağı sanırım. :/
burayı okuyunca ben anladım ki, günlük fallar doğruyu söylemiyor. bakar mısınız size de olmş, anyone da, bana da.
çok fena.
:)
Antibiyotikler kesmediyse;
Az bulunur Zencefil, Taze pazardan aldım nane, Suluyum ama çok değil limon suyu, Yeni çıkmış kestane kurusunun döküntüsü, Bulamazsınız Susen yaprağının arkadaşının Gözleri, Ne işim Var İrlanda da Tomurcuklarının tomurcuğu, Evim olur işim olur, yoksulluğum olur ülkem olur ben olurum kökünü karıştırınız efendim. Kesin bir etki edecektir.
indis,
çok feci sümkürüyordum lakin geçti sayılır. çoğu bitti azı kaldı, yatmadan geçmiyormuş bu meret. çok acayip vurdu!
onlayn,
irlanda işi kesin değil. zaten dediğim gibi gitmem herhalde. arasa matthew efendi konuşurum ama, henüz aramadı. ilk aradığı zaman da duymamışım. bu +35 diye giden numara kimdir diye düşünüp durmuştum...
elsa,
fala inanma, falsız da kalma durumu herhalde bizimkisi. :)
1 deli,
reçeteniz kulağa hoş geliyor. deneyeceğimdir efendim... hayırlısı inşallah.
aman bosverin irlandayi falan...bizde ne hayallerle geldik cok buyutmusuz burayi gozumuzde 3000 euro burda cok da afilli bir maas degil heleki ev kiralarini gorunce....
Yinede herseyin hayirlisi...
Yorum Gönder