ah giovanni, ah.özledim seni. öyle özledim ki gözlerini öpesim geldi; erken uykulardan kaldırasım, tutup bir rüzgar çıkartasım, pastırma sıcağını dağıtasım, sokak başlarında sazımı çalasım, bu yaşanılan sonbaharın aslında çok gizemli bir mevsim olduğundan dem vurasım, bir çakırkeyf olasım, sırtımı döşeklerden kaldırmayasım, üstüne de çok şiirli bir sevişme tutturasım geldi.
seninle eğlenceli şeylerden, mesela şeker kamışlarından, bebedişlerinden, dişbuğdaylarından, gökyüzlerinin günbatımında ahenklenen renklerinden konuşmak arzusunda olsam da, nedense bunu beceremiyorum yalnız ben. yalnız ben yani bazen bir canavar. bazen kendisini bir kavga sarar ki bundan dolayı "sen benim elimi tutmalısın!" diyorum diyorum diyorum diyorum da, bir türlü olmuyor. allahtan bir su giriyor hemen elimle elinin arasındaki incecik aralığa da rahatlıyorum.
sen diye bir nehiri okşuyorum. akıyorum, akıyorum, kendimi tadıyorum. tanıyorum. sen diye bildiğim bir koku oluyorum. sonra kendimi hemen pîrâye yapıyorum, diyorum ki:
Bu geç vakit
bu sonbahar gecesinde
kelimelerimle doludur;
zaman gibi, madde gibi ebedî,
göz gibi çıplak,
el gibi ağır
ve yıldızlar gibi pırıl pırıl
kelimeler.
böyle bir seviniyorum, bir seviniyorum. bir uçuyorum. iki oluyorum. sen "yürüyüş"te elimi tutuyorsun. bir küçük kız kiraz topluyor ağaçlardan. bakıyorum, bakıp bakıp doyamıyorum. öyle öyle özlemişim ki yine seni, bu defa bu yazın da aslında çok gizemli bir mevsim olduğundan dem vurasım geliyor... dilimin ucundayken uçuveriyor birden, yine yeni. yeniden... dilim, diline değiyor ve ne hoştur ki salt dudağımda değil, o anda aklımdasın, ve hatta aklımsın...
Ah!
YanıtlaSil:)
YanıtlaSilTamer Yiğit - Sevda Ferdağ
YanıtlaSilalttire,
YanıtlaSilaslında marcello mastroianni ve clara calamai. ama güzel bir benzetme, kutlarım.
le notti bianche'den.