29 Kasım 2006

Bugün



iki heroes atıp, üstüne the movies ile beynimi sulandırdıktan sonra havanın soğuduğunu ve camın yine açık olduğunu farkettim. ancak bu farkındalık bana bir şey kazandırmamış olacak ki, camı kapamadım. çünkü ben sigara tiryakisiyim, içerisi fena dumanaltı olur eğer şu camı kaparsam. kış vakti cam açık oturanlardanım ben, zürefanın kesinlikle düşkünü değilim ve asla zürâfa diyemem, doğru telaffuz edemem, hep "zürefa" derim. buna da a. çok güler. hele benim bu kelimeyi yanlış söylediğimi ilk kez duyduğunda öyle bir gülmüştü ki, görmeliydiniz... bizim okulun giriş kapısındaki yüksek merdivenlerin tepesinden aşağıdan yuvarlanacaktı az kala. ha, evet, o sırada okuldaydık; hatta okuldan çıkmak üzereydik. bunun gibi bir kıştı ve boynumuzda atkılarımız vardı. onunkisi mor, benimkisi gri. ah aslında var ya, "ben gri atkının hikayesini yazmalıyım bir gün." diyorum hep o atkımı gördükçe, aklıma düştükçe kış göğü gibi rengi, keçesi boynumu daladığında... misal, bugün n.'e giderken boynuma doladım gene onu, o da karşılık olarak boynumu daladı ve ben de kulağına şöyle fısıldadım: "merak etme cânım hayırlı atkım, bir gün senin de hikayeni anlatacağım. ama aslında senin hikayen benim hikayem olacak diye korktuğumdan yazamıyorum bir türlü, başlayamıyorum. anla beni. seni sevmediğimden değil vallahi, yazamadığımdan daha çok, yazıyı bencilimle yazadurduğumdan." sonra sıkıldım ve "hey be hey. haykırkzürefa!" diyerek uzaktan görünen taksiye el ettim ağzımı "taksiiiiiiiğ!" dermiş gibi hareket ettirerek. taksi şöförü olan beyefendi konyakçı'dan kendime uyarladığım, orijinalinde bin tane kunduzun görevlendirildiği bu repliğimle, kullandığı aracın ismini işaret eden göstergenin farkını pek anlamamış gibi gözüktü gözüme. umursamadım. bazen ağzımdan çıkanı kulağım duymuyordu benim, belki de gerçekten "taksiiiiiiiğ!" dedim, ne bileyim. kerrât cetvelini bile bilmem ben yahu. semioloji üzerinden prim yapmak benim neyime? ancak şu vakt-i kerahati kendi mezhebimce pek iyi bildiğimle övünür dururum işmiş gibi. hedonist bir yastık gibiyim ayrıca. tembel, sakin, tembel. içime sanki kedi girdi de, günde onsekiz saat uykulara boyanasım geliyor. ya da içimin mevcut kedisi pek sakinledi de ondan oluyor. o da tırmık ata ata yorulmuş olmalı elbette. hakvermiyor değilim, çünkü pek hırçılgınmış zamanında; pek, pek. şimdi, ılgın bir kedi sadece. yanınca veya bir parçasını kaybedince hemen sürgün veren pembe arsız bitkiden çağrışımlı, sabık hırçılgın sıfatlı bir karakter uzvu. kedi, mav. hahaha. gülüp duruyorum bazen ağız dolu onun renginden hem. ama doluyorum bazen de sıkıntıdan da, rengim koyulaşıyor. yağmur yağdıran kedi oluyorum doygun kırmızı. çaktırmıyorum, ve birden geliyor "la patte du chat!". bakın, aklımdaki kedinin patisinin altında mevsim duruyor şimdi. allahtan, yüzüme ışığı, aklıma çocukluğumu vurduruyor nostalji şefim de açılıyor, açıyorum bu pencereleri birbir... sigara dumanı dağılıyor, oda üşüyor. kedinin patisinin altında rüzgar var biraz. buruk bir gri, hikayesi bol ama meçhul olan atkımın renginden aksaray rüzgarı, en istanbul olan anlarındaki kentin kış kurşunisi. kedinin kulağını kaşıyorum, yağmur yağdırıp, çocukluk kitaplarıma dönüyorum. mösyö marcel ile beraber öğle uykusuna sürükleniyorum. ve atkımı beyazıt kulesine bağlamışım. faranjit olmuş canımın içi. haykırkzürefa! öhö! sen, bol c vitamini almalısın güzel beyazıt kulesi. bol c vitamini almalısın ki bize öyle güzel ve öykü tabiatlı bakmalısın anlatarak. akarak, katarak, karışarak. n. de benden c vitamini istedi bugün, ona da götürdüm. sen de al o verdiklerimi, bir vapurun koynundaymışız gibi konuştuğum günlerde avucuna sıkıştırıp durmuştum. her gün iç diye. çünkü ayazlar başladı, soğuklar geldi, kediler yağmur yağdırabiliyorlar, ben çocukluk kitaplarına dönüyorum, dağlardan döne döne geliyorum, günleri anlatmaya çalışırken, nedense şu günlerin bir gün de beni anlatası gelmiyor ve hiç mi hiç anlatamıyorum. bir de üstüne üstlük "zürâfa" bile diyemiyorum; şimdi dokunabilir misin gözyaşlarıma ellerinle? haykırkzürefa! moro romantico, evet, kesiyorum...

kapan ey pencere!
bit yazı.
uyu bayan, uyu.
ve ingilizce bilmeden hepinizi ay lav yu. şerhan fensoy intihali bir ağız dolusu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder