30 Kasım 2006

Rica

für e.,

ağlama.

ağlama.
ağlama.

sana üç kez "ağlama," desem ben, sen ağlamayı keser misin şimdi? bazen, bu kadar şevkat, ancak bu kadar nefretle mümkündür, ya da tam tersi. bunu bilir misin peki? hayat zıtlıkların uyumu üzerine kurulmuş garip bir matematiktir, son derece kaotiktir: amazon ormanlardaki kelebeğin kanat çırpışlarına girmeye gerek yok... senin çırpınışın da çırpınış değil zaten. yanış. o yüzden sadece, ağlama. üç kez ki hakkımız bu: ağlama, ağlama ve ne olursun ağlama. gerek yok. ne de olsa bana da birisinin "öl," diyeceği bir vakit olabilirdi. ne de olsa, ben de gördüm o vakti ki kendisi mavi gök altında kara bir güne benzerdi. mavi gök altında çiçekli elbise belki. göğün altında ben, ben bir sabah vakti ve kediler kuşlar uykuda. bildim ben o günü. o yüzden, ağlamana gerek yok; nasılsa gideceğiz herbirimiz, nasılsa sen de bana bir gün "git!" diyebilirsin ve ben giderken de hiç ağlamazsın, ve şimdi, inan bana, sen de yalan ağlıyorsun, farkında değilsin... ve duygu hepsi. ve geçecek.

hem sen bir kayboluşa, bir gurbete, bir hasrete ağlamıyorsun. sen kendine ağlıyorsun. mutsuzluğuna, doyumsuzluğuna, bunu bana nasıl yaparlara, kaybedişine, kaybetme ihtimaline... hepimiz ağladık bunlara. ama söyle bana şimdi, kim neyi kazandı da, kaybetti allahaşkına? örneğin, ben ölsem de ağlarsın sen, bana "öl!" dendiğinde de belki, ama elinden bir şey gelmez değil mi? böyle bir şey işte bu. ben ölsem de üzülürsün, ve ben ölsem de geçiverir. sen yaşarsın çünkü, kediler, kuşlar da yaşarlar. şimdi biz ölsek de yaşayacakları gibi. biz ölsek de devam eder hayat... böyle bu. şimdi söyle, sen neye ağlıyorsun? ne zormuş değil mi?

ağlama.
ağlama.
ağlama.

sana yakışmıyor. ben ağlarım, boşver. hem bende, sende durduğu denli sakil durmuyor. hem, ben ölümden korkuyorum... ben ağlarım çünkü korkumdan yaşanılan her şeyin azraili oluyorum. ben ağlarım canım, çünkü azrail olmayı sevmiyorum, işimden mutsuzum. zaten artık o cümleyi bir tek jacques brel'den duyduğumda inanıyorum... nergisler ve o şarkıyla uğurla beni öleceğim geldiğinde ve sen ağlama. ağladıkça istanbul'u boğuyorsun ve ah, ağlamandan nefret ediyorum. hadi, güne dön yüzünü. bulutu üfle, nefes al. bazen bu kadar nefret, bu kadar şevkatle yüklü. gördün mü? hadi ne olursun.

ağlama. ağlama. ağlama.


çünkü, ben biliyorum. çünkü, üzüldüğüne asla değmiyor, dokunmuyor, teğet bile geçmiyor. ve sen, sen ki sen... sen ölümden korkmuyorsun, durmuş buna mı ağlıyorsun?

2 yorum:

  1. Sizin aglamanizi dilesem tutsa olura,ama ölmeyin bakin bunu ne diliyorum nede isterim!Ama söyle dileyeyim (sözlendirirsem tanriya ulasir sesim duyar belki ama yazi o yazildigi gibi kalir ses cikarmaz.)Ölmeyin benim öldügümü görün isterim(gercekten sakaciktan degil,yasarken öldügümü degil,izleyerek degil mezarin basina gelerek)
    Simdiye kadar dileklerim olmadi bu olsun isterim ki o zaman görün izleyin hissedin dünya kac bucakmis!Iste ondan sonra gercekten yazdiklarinizla hissettiklerinizle ödül aldiginiza inanirsiniz kendiniz!Baskalari verse ne faide kendisi kendine ödül vermeli insanin!

    YanıtlaSil