07 Nisan 2008

Kimi Zamanların Düşünceleri

istanbul insanın ayağının altından kayıyor: küçük yolcu gemileri bir sağa, bir sola yatıyor. ben mesaiyi yiyorum. bunu öylece durarak ve gözlerimi sürekli bakmak zorunda olduğum ekrandan düzenli olarak kaçırarak yapıyorum. çünkü "ne sıkıcı bir pazartesi". anca, çay falan. un kurabiyesi almışlar... uzun bir hafta. sigaralar bile bitmeden sönüyor. boğazımda gıcık.

kendimin bir şey olmasını hala bekliyor muyum acaba? ben suyun yüzeyinde olmam gerekeni oldum. masabaşı işi lazımdı. geniş ve havalı bir masam oldu. telefon, dahili, kart. hem de kalın kartondan. o da masa kadar geniş ve havalı.

eminim ki, senin bir şey olmanı beklemediğim kadar bunu da beklemiyordum. yok, kartı değil. masayı da. kendimin bir şey olmasını beklemiyorum ya. onun gibi şeyler işte. çünkü "bir şey" olmak ürkütücü. ve "ürkütücü" de ne saçmasapan bir kelime. ama bunun üstüne düşünmek bile istemiyorum.

bir şey dendiğinde aslında kafamda büyüttüğüm: belirtilmiş bir belirsizlik. her tercih gibi, yanlış olma ihtimali var. "bir şey". kötü bir otel seçmek gibi. sonra orada kalmak zorunda olmak. ya da ne bileyim. başka bir zorunluluk.

bilmiyorum. bazen diyorum ki eve gelmeyi unutsam ya da işe gitmeyi. unutmak derken, mesela: kimsenin evde seni beklememesi neticesinde vardığın unutuşmalar ve kimsenin beni işte de beklememesini isterdim demesi. ama sonra hayalin o vaat ettiği hiçbirşeyden sıkılıp, geri dönmek. ne de olsa, şimdi sokaklar ıslak. birileri koşuyor. çarşı hareketli, vapurlar var. bildiğin istanbul. ne güzel! ey güzel excel...

ama nedense, birden aklıma bir zamanlar bir asansörde kalışım geliyor... kahretsin, ağlayacağım. ama korkumdan ağlayamıyorum. tam bilemiyorum, dürüst olmam lazım: korkumdan ya da öfkemden. bende bu iki duygu çok sık karışır...

martı konuyor karşı apartmanın çatısına. ne kadar yavan. köşedeki simitçi de yok. kaybolmuş. ve biz, karşı apartmanda otursaydık keşke... simitçi olduğunda kahvaltı bile ederdik, balkonda... karşı apartmanın güzel balkonları vardı belki, anımsamıyorum. anımsamıyorum, ancak hayal ediyorum. hiç bakmadım ben oraya.

karşı balkonda birileri uzun uzun kahvaltı ederken; ben ileri derece miyop ve astigmatlı gözlerimi kırpıştırıp önümdeki garip ekrana kilitliyorum.

aslına bakarsak, çalışmaktan değil, sistemden gocunuyorum.

5 yorum:

  1. Sadece İstanbul mu kayıp giden aykların altından, milyonlarca ayakların altından ne şehirler kayıyor.

    Ben niye yazdım bunu buraya. İstiklal marşını hatırlattı yazdıklarım bana.

    Güzel bir yazı olmuş. Yorumumla lekeledim yazıyı adeta.

    Çok pardon.

    YanıtlaSil
  2. yazdiklarin beni cok mutlu ediyor.. kendimi buluyorum bu yazida, ya da ben kimim ki, samimiyet, butunluk, eksiksizlik, turkcem yetmiyor sanirim..
    ah istanbul... hayal ettigim istanbul... butun bu yalanlarin tiyatrosu ama uzaktan bakan yasli bir kadin gibi kuslara ekmek parcalari atan bir istanbul, oleceklerini bile bile, yine de ayni resmiyetle ayni dinginlikle duruyor.. biz debeleniyoruz o seyrediyor, gulusunu hayal edebiliyorum evet cocugunun tecrubesizligin onunde bir annenin gulumsemesi gibi.. surukluyor bizi ordan oraya, sen mi karar veriyorsun hayatina ? bu kararin sahipliligin yukunu kaldirabiliyormusun ? ama tabi bu agirlik o kontrol edemedigin harekette sinetik bir sekilde kayip oluyor... ama bazen boyle durmayi arzu edersin iste.

    YanıtlaSil
  3. Masabaşı hayalleri işte çoğu zaman penceresiz karşımdaki boş duvarı izlerken buluyorum kendimi,işte o zaman soruyorum kendime "bu" muyduydu olmak demek...

    Direk mevzuya girdim ama merhaba :)

    YanıtlaSil
  4. çeşitli mesleklerde çalışırken ve de ekrana bakarken, "bu muydu istediğin?" diye sormuşluğum çok var. dün işte, pazar günü, mutfakta en domestik halimle patlıcan kızartırken de pencereden bakıyordum da sordum bu soruyu. bunalmıştım sıcaktan, kokudan. (sonra devrildi tava, kızgın yağ saçıldı, ısınmış metal ne çabuk eğiliyor. istediğim bu değildi de, bundan 10 saniye önceki hal olabilirmiş demek ki:p)

    bir kez sanırım, "evet, isteğim bu!" demiştim. ama yıllar önceydi, bir ekrana bakıyordum da, neydi unuttum şimdi.

    hemen her yazınızı nasıl bir heyecan ve zevkle okuyorum anlatamam, bayan ç. nasıl esin verdiğini, enerji verdiğini... olması gereken bayan ç, olmuş gibi hissediyorum buradan.

    sevgiler.

    YanıtlaSil
  5. Bu yazdıklarını satır satır yaşıyoruz işte, kahve içerken de yorum yazıyoruz...Rutin benim göbek adım.
    Ofis menekşesi Margot.

    YanıtlaSil