kimi paralel evrende, bizim "Japonca" dediğimiz dildeki "çayrengi", bazen "bizim burada" Türkçe dediğimiz ve konuşmayı çok sevdiğimiz o dilde "seni seviyorum" anlamına da gelir ve bilmediğin bir kapı açılır kör sandığın koridorların öldürmeye çalıştığın hayaletli odalarına.
ben, bir çok odadan, hem de azap verici delikor soğuklardan hiç bir şeyden korkmadığım denli korkmadığımda; hepamahep tam ve jan dark olarak durduğumda, düşüncemdeki ıhlamurlara çıkana değin, sarmaşdolaş olacağımızı bildiğimiz arka sokaktan kandırdığım seni belli bir caddeye çekerim ruhundan ışıyan ellerinle tüm akıllarını alarak. böyle olunca, unutamadığımız bir denizkıyısı gibi öpüşebiliriz tüm taksilerin damalarından geceotobüslerinin kokularına kadar sonsuz iyotla bağışlatıp metropolisleri. işte, tam da o anda, sokak lambalarının tozlubenekli turuncusundan İstanbul'a bir sis iner...
sanki, herkes kaçar sesler renklere dönerken.
nefeslenir dualar ve duvarlar.
sonra bir deniz kalır: eşsiz çivitin o mavisi.
"seni seviyorum"dur hala çayrengi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder