Malta şahinini dün uçurduk. Ama, kanatlamadan önce ofisime geldi. Ben planlar ve binbir döküman arasında mesaiden mesaiye koşuyordum...
Bi'iki dakkalığına beni durdurup, elimi sıktı. "Pazartesi döneceğim." dedi. Eski zamanlardaki "Thank you for your work." inceliğini göstermedi. İyice lokalize olduğu ve İsa üstüne basıp durduğu için: "Teklif, 'windowing', saatine bilmemkaç yüzbin," gibi şeyler söyledi. Ben de: "Versioning, Sonya, format, dijital," falan dedim.
O gittikten çok sonra her akşam "mesai" olan Finans Direktörü uğradı, muhabbet olsun diye "Eksel"ime baktı: "Neler var?" dedi; "Harika bi' ay olacak," dedim. "Geçen gün bi'şi' gördüm, Cumartesi miydi acaba?" diye sordu. Ben de "Kedidir, kedi." dedim. Güldük. "'Impairment' yapıyom Savaş Bey." diye de ekledim sonra, "Para verecek bize Sosyetenasyoneldöjeneral." Daha da güldük... Sonra ona "Credit Suisse" projelerinden gösterdim. İlgisini çekti. "Kim bu?" dedi. Yanıtladım tabii. Bir de "Ajan bence kendisi," diye de ekledim.
O, odadan çıkınca 2007'nin Haziran ayından beri bu denli yorulmadığımı düşündüm. O yaz, iki tane cenaze kaldırıp, bi' lansman yapmış, elbette deli gibi sigara içmiş, ciğerlerimin ağrıdığını herkesten saklamış ve bolca saç beyazlatmıştım. Alnımdaki üç çizgi de o zamanların hediyesiydi.
Ancak, tüm bunlar neticesinde çok iyi bir şekilde törpülenmiştim; bu olayların hepsini atlatmış olduğum için kendimi kutladım, "Raşaaa!" dedim. Yine güldüm. Artık kimse kalmadığı için bi' sigara yaktım odamda... Mahallenin ıhlamurları başlarını salladılar. İçeriye akşam güneşi vuruyordu.
İki senenin sonunda, masamda otururken kendimi "olduğum" gibi seviyor, nedense kahve çekirdeği gibi hissediyordum. Aslında çok tembellik edince herkes gibi kötü deliriyordum. Bunları düşünürken, saf mantık ve rasyonaliteden oluşmuş olan Kılıç Kraliçesi duruşum dönüştü bir anda. İmbatınçokbaharlıçocuğu oldum ve gözlerim doldu o eski yazdaki acılara: Mavi gözlerini tüm hıncıma rağmen çok özlediğim, bana kitap okumasını çok sevdiğim yaşlı bir kadın ölmüştü. Ona verdiğim ve yerine getiremediğim sözleri düşündüm, veremediğim sevgiyi. Çalan şarkı şöyle diyordu:
"Like a bird on the wire/Like a drunk in a midnight choir/I have tried in my way to be free/Like a worm on a hook/Like a knight from some old fashioned book/I have saved all my ribbons for thee..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder