yaz gecesinin som altından dökülmüş sımsıcak elleri var; öyle bir altın ki sanki hep eriyik, hep sıcak. sanki, havada bugün tropik bir şey var. mesela ananas: ya da "gel götüreyim seni mandalinaların güneşli evine?"
şimdi, gelemediğim için özür diliyorum.
burada durup "spleen de istanbul" ile kendimi zımparalamam lazım. dün akşam cebrail böyle buyurdu; matta da geldi cuma akşamının son anlarında güzel bir "artizlik" çekti -ki herşeyi mükemmel yapmıştım.
kendimi yineleyip, dökümanları yenilediğim ve ertesinde son derece yenik, bitik, bir o kadar da kinik hissettiğim bir haftanın da içinden sular gibi geçtiğimi bilmek ne kadar "ferahlatıcı"? bunun hakkında düşünesim yok. çünkü sıkıldım. çok başka olan o çocukluk zamanlarından beri sıkıldığım için; bu durumu da çok önemsemedim sandım. ama, sanki birisi içimde yumruklarını sıktı... ben de bu kaskatı yumruklardan kurtulmak için "kendimi" unutmayı tercih ettim. eve gece bahçelerinden yürüdüm. seni eski sokaklarda bulup, ciğerlerinden tanıdım: bildiğim bir prometheus olmalıydın; ancak benim ödüm kopardı aşktan ve destanlara inanma yaşım da geçmişti. bu yüzden kitaplara ve yazıya kaçtım. kutsal haftasonu imparatorluğu'ndaki birinci gecede delirmemi dostlara ifşa edip, ikinci geceye aktım. ikinci gecede yazdıklarım beni belki kurtarabilirdi: belki yazarsam düzelebilirdim. üzerine düşündüm: en çok da bambaşka ülkeler ve belli başlı adaları... sonra, kent meydanları, kasaba çeşmeleri, devlet daireleri ve dalgalanan bayraklar geldi aklıma. gidilebilecek en uzun yolu düşündüm.
kendimi yineleyip, dökümanları yenilediğim ve ertesinde son derece yenik, bitik, bir o kadar da kinik hissettiğim bir haftanın da içinden sular gibi geçtiğimi bilmek ne kadar "ferahlatıcı"? bunun hakkında düşünesim yok. çünkü sıkıldım. çok başka olan o çocukluk zamanlarından beri sıkıldığım için; bu durumu da çok önemsemedim sandım. ama, sanki birisi içimde yumruklarını sıktı... ben de bu kaskatı yumruklardan kurtulmak için "kendimi" unutmayı tercih ettim. eve gece bahçelerinden yürüdüm. seni eski sokaklarda bulup, ciğerlerinden tanıdım: bildiğim bir prometheus olmalıydın; ancak benim ödüm kopardı aşktan ve destanlara inanma yaşım da geçmişti. bu yüzden kitaplara ve yazıya kaçtım. kutsal haftasonu imparatorluğu'ndaki birinci gecede delirmemi dostlara ifşa edip, ikinci geceye aktım. ikinci gecede yazdıklarım beni belki kurtarabilirdi: belki yazarsam düzelebilirdim. üzerine düşündüm: en çok da bambaşka ülkeler ve belli başlı adaları... sonra, kent meydanları, kasaba çeşmeleri, devlet daireleri ve dalgalanan bayraklar geldi aklıma. gidilebilecek en uzun yolu düşündüm.
sanırım herkes gibi bıkmıştım "bunu" böyle yaşamak zorunda olmamızdan da hep "gidesim" geliyordu. sanki "gitmek" içime kazılmış en büyük emirdi de yerimde durdukça, sakatlanıyordum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder