Eve geri döndüm. "Taverna"ya mesajlar bırakan "Hayriye Hatun" yani nam-ı diğer Ebru kişisiyle Kadıköy'deki haftalık cuma toplantımızı gerçekleştirmek üzere çıkmıştım çünkü. Haftalık cuma toplantılarımız "Karga"da gerçekleşiyor... Ve aslında bu gün tam anlamıyla gerçekleşemediler; bir nevi yarım kaldılar. Tam bir terapi seansı yaşayamadık. Çünkü başka iki kişiyle denk geldik. Onlar da Kerem ve Esra idi.Esra zaten bugün bana buluşmak üzere haber vermişti ama ben uyuduğumdan dolayı bu durumun geç bir saatte farkına vardım. Aradım onu ancak ulaşamadım... Ve sonra dediğim gibi denk geldik. Ki izlenimim onlar da çok sıkılıyorlardı ve bize katıldılar ya da katılmış bulundular... Benim herşeyi unutup durmam üzerine yaptığımız bir söyleşiden başka bir şey de hatırlamıyorum bu akşamla ilgili açıkcası! Hah, bir de Esra'nın başına gelen bir takım olaylar vardı anlattığı... Dehşetle dinledim. Ama burası yeri değil anlatmanın... Kerem de zaten orada otururken yanımızda değil gibiydi... Neticede ortada laflar ve sigara dumanı uçuştu ve sonra onlar gittiler; kod adı Hayriye olan kişiyle yalnız kaldık. Bir cin tonik içtim ki aslında hiç sevmem.
Şirket-i Hayriye'den olan Hayriye "Vapura binmek eskiden bu kadar zor gelmezdi..." dedi gene. "Taverna"ya da öyle bir şey yazmış... Evet, vapurlara binmek çok güzeldi aslında. Okula giderken en çok da... Uyanabildiğim sabahlarda, daha henüz güneş gökyüzünü soğuk bir kış pembeliğine boyarken vapurun kıçında sigara içtiğimi anımsıyorum; dönüşlerde ise turuncumsu bir pembelikle lacivertlere sırtını yaslayan Sarayburnu manzarasına baktığımızı... Ve "Ben de özlüyorum o zamanları Hayriye" diyorum buradan. İstanbul bir tek vapurlardan güzel gözükür, yani denizden... İçinde olmayınca bir anlamda. Sakin bir kartpostal gibi; devinimsiz ancak bir kartpostalın aksine canlı ve gümbür gümbür olduğunu hissedebildiğin şekilde. Platonik aşk gibi. Elle tutulabilecek kadar yakın, ancak yakınlığında ürkeceğin bir şey. "Seni uzaktan sevmek sevmelerin en güzeli" bir kente ancak bu denli yakışır. "Sınırda Kişilik Bozukluğu"ndan müzdarip bir kent burası ne de olsa!
Dışarıdaki hikayeler bu kadar. Şimdi içerideyim. Mumları yaktım. Güzel oldu burası. Elma kokusu çekti canım. Elma yağından döktüm de haznesine, altına da ufak bir "tea-light" mum koyup yaktım o adını bilmediğim seramik şeye. İçerisi elma koktu. Güzel oldu. Gerçekten güzel oldu.
Dışarısı yordu sanırım biraz. O yüzden böyle şaşkınlaştım, belki de cin tonik yaptı, bilemedim... Yarın sabahtan doktora gideceğim. Bir şeyler anlatacağım ama neler? Bilmiyorum, inanınız ki bilmiyorum. Buraya ne yazacağımı da toparlayamıyorum kafamda bunlar varken. O demek istediklerim... Herşeyi sıraya ve hizaya sokup geri gelip öyle yazacağım. Bu arada siz yukarıdaki Chagall'a bakın... Bakın, ne de güzel sarılmışlar birbirlerine. Bir düşte. Ve özet olarak iyiyim ben; düşüm gerçeğimden ayrı değil şu sıralar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder