
Yukarıda nefis bir Bruegel tablosu... Çalan Brad Mehldau. Ve gene bir başka "Çelişkili Aklın Sentezi". No:2...
Yukarıda bulunan tablonun bir kopyası bizim evde vardı. Hala daha da vardır ancak, kontraplak gibi bir yüzeye basıldığı için o kontraplağın kenarları eskidi epridi, rengi haliyle soldu ve annem de onu bir yerlere kaldırdı. Yani uzun lafın kısası, bu tablo hala daha bu evde bir yerlerde ancak duvarda asılı değil ve ben kendisinin nerede olduğunu bilmiyorum. Ama benim dolabımın tepesinde duruyor olması ihtimal dahilinde. Bu konuda bir araştırma yaparım elbet. "Kayıp Bruegel Tablosu ve Esrarı" başlıklı yazılarımızla burada buluşuruz yakında.
Benim çocukluğum bu tabloya bakarak geçmiştir. Şimdi sizler bu bulduğum "jpg" uzantılı şeyden bir şey anlamıyorsunuzdur; ufacık bu ama aslında bir masal alemidir bu tablo bir çocuk için. Minicik minicik adamlar, buz tutmuş her yer, karlı evcikler... Pek severim, pek...
Bu tablodan ziyade anlatacaklarım serimize uygun bir halde özet halinde gerçekleşecek... En büyük havadisim de şu, Ebru'yla "Tiridi ne ola ki?" diyemedik dün akşam çünkü benim çok uykum geldi ve elbette ki uyudum. En büyük havadisimin sinemaya gidememek olması pek hoş değil belki ama ne yazık ki gerçek bu... Öyle horul horul uyurken ve tahmini olarak saat 2-3 sularında son derece acaip bir rüya görürken Barselona'dan gelen bir telefonla uyandım; sonra da uyku hakgetire tabii... Çok güzelmiş Barselona bir de. Bunu öğrendim iyice. İstihkam ekibi olarak onları önceden göndermiş olmanın ferahlığıyla bir daha iyi bir turistik gezi yapacağımdır, bundan eminim. İçinde pusulası olan dombalak bir gezi rehberim var benim; maşallah her yeri şahane bir iç güdüyle bulur. Boşuna kendisine "büyük kedi" demiyoruz. Bugün gitsinler de Casa Mila'ya falan baksınlar bari... Hah, bir de Nihan'la buluşucaktım onu da yapamadım ben dün yahu... Casa Mila falan hikaye yani. İnsanlara oraya gitsinler, buraya gitsinler derken asıl ben, bizzat kendim buluşmalarımı bile gerçekleştiremiyorum; saçmasapan şeyler oluyor... Ama gene de Viva Espanya! Viva Estambul! Viva ben!
Bu akşam sinemaya gitmeyi tekrar planlıyoruz ve buradan bunu okumakta olan, en sadık okurum, muhteşem insan, iş yeri sıkılganı Ebru Hanım'a bildiriyorum. Ebru Hanım ben ve bizler -yani alterler ve durağan şalterler- sinemaya gidelim diyoruz; peki siz ve sizler -sapıtmış alterleriniz ve atmış şalterleriniz- ne diyor bu duruma? Bugün İstanbul'da hava tam sonbahar havası üstelik. Hoş olabilir... Kahve, sinema, "tiridi"... Bilahare cevabınızı bekliyorum.
Neyse, sizleri ve bu "blog"u Bruegel'in bu resmiyle başbaşa bırakıp yazıma noktamı koyarken, kendinize bitki çayı yapmanızı öneriyor, Mehldau'nun "Places" isimli albümünü dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Eğer benim gibi sayıklamalarda bir yerlere gitmek isteyen ama poposunu kaldıramayan birisiyseniz sizi Perugia'dan Los Angeles'a kadar taşır bu musiki. Çelişkiyi sentez yapar, bir bütünlük sağlar. Huzur oluşturur, gerilimi azaltır, elektiriği dengeler. Tek derdiniz "tiridi" merakı olur, İstanbul griler içinde hoş bir yer haline gelir... Söylemedi demeyin... Ama sadece Mehldau yapamaz bunu... Bir de kendiniz için bol bol "Viva!" deyiverin... Ne olacak ki canım, aman... Popo ereksiyonu yapmadan ama ha! Öylesine söyleyin, gitsin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder