Oturuyoruz okulun bahçesinde, bahar dönemi vizeleri zamanı ve hava günlük güneşlik... Her zamanki gibi vizelerimizi saçmasapan saatlere koymuşlar. Saat 9:00 ila 11:00 arası iki sınav var, son sınav ise akşamüstü 4 sularında... Ne yaparsın ki Laleli'de? Çayını alırsın, notları alırsın, diğer insanlar gibi yamalı çimenlere çökersin avludaki. Onu yapmışız, kalabalığız. Birileri geliyor, birileri gidiyor. Ayşegül, Ebru, Yasmin, Elif, Elif 2 -yani nam-ı diğer büyük Elif-, Gonca, Hülya, Buket, Fadime; arada yanımıza uğrayan Ceyda ve şimdi hatırlayamadığım kişiler... Çaylar içiliyor, sigaralar tüttürülüyor, Post-modern roman dersi için karşılıklı tüyolar veriliyor. "Şu kitapta, şu şu sayfada pastiche var"dan öteye gidemeyen tüyolar bunlar tabii ama umurumuzda değil pek zaten... Oturuyoruz bahar günlerinin o bildik ışığında, neşeliyiz, kantin çayı bile güzel. Bitse de sınav gitsek! Islatmaya gideriz bitince... Son sınavlar bunlar.Bu resmin çekildiği günden çok uzağız şimdi. 2 sene önce çekildi bu resim. Ve resimde görülen iki kişi öğretmen olmak için yolları tuttular geçen hafta. Elif ve Yasmin. Elif Muş'a gitti; Yasmin de Rize'ye. Bugün ilk işgünleri öğretmen hanımların ve ben onlara bir şiir hediye ederek "Güle güle çalışın..." demek istiyorum:
OT:Git, kırda bir ot bul
kendince,Başka bir dünyada
kökleri,Çiçek verince
bakakalmış,Hani dingin vapur dumanlarını
bilirsin,Köşe bucak duran rüzgarı
sabahleyin,Gökten inen sessizlik
gibi,Kutsa onu, hiç bir şey
deme,İnsan öğrenmek için
yaşar.Melih Cevdet Anday,Ölümsüzlük Ardında
Gılgamış'tan, Adam Yayınları 1981
seneye bu zamanlar olmak istediğim yeri öyle güzel betimliyorsun ki..iü'yü senin yazdığın gibi biliyorum ve çok da seviyorum.
YanıtlaSilah, istanbul üniversitesi benim yazdığım gibi olsa keşke. ben arkadaşlıklarımı yazıyorum esasen. o arkadaşlarım, orada tanıdığım o güzel insanlar olmasa asla böyle betimleyemem.
YanıtlaSilistanbul üniversitesi, en azından bizim fakültemiz kapısından itibaren başlayan ve seni saran kafkaesk bir boğuculuğa sahip. yüksek tavanları, 1920lerin, 1930ların alman mimarisinin verdiği o bastırıcılığı taşıyan bir yer...
basılmaktan eprimiş merdivenleri, tozlu kırık dökük amfileri, her zaman soğuk olan koridorları ve derslikleriyle benim için büyülü ama bir yandan da... çünkü en güzel dostluklarımı orada kurdum, en güzel insanları orada tanıdım.
senin de bunları yaşaman dileğiyle elbette. acısıyla tatlısıyla, sinir harpleriyle, mutluluk patlamalarıyla... hayat bu çünkü.
belki de gerçekten türkiye'de okumak ve büyümek, gerçeklerle yüzleşmek, sistemimizin kokuşmuşluğunu her gün görerek çalışmaktı, çabalamaktı, birbirimize destek olmaktı bizim orada yaptığımız. ve fakülteden, mekandan ziyade bunu bunca imkansızlığın içinde bunu gerçekten becerebilmekti.