Pıtırcık'la ilgili yazıyı yazarken geldi aklıma bunu yazmak. Bir şeyler anlatasım var bugün, hayırlara vesile olsun. Duruyor duruyor döktürüyorum böyle arada, her işim gibi bu blog işi de pek dengesiz. Güncellenmiyor uzunca süre, sonra birden yazılar çıkıyor uzun uzun. Okuyucumu yoruyordumdur belki böyle uzun ve sık aralıklarla yazarak kimi zaman ama bunlar da yazmadığım zamanlara sayılsın, sindire sindire okunsun, ekonomik davranılsın.
Neyse, ne diyordum? Okumak. Evet... Sizi bilmem ama ben ilkokulda öğrendim okumayı. Hatta 1986 yılının kasımında. İlkokula başlamadan önce anaokuluna gitmedim. Sevgili babaannemle evde oturdum. Anaokuluna gitmememin neden kolumu tam o yaşlarımda tam üç yerinden kırmamla alakalıydı. Çocuklar tarafından itilirim, kakılırım diye göndermemişler. Öyle koruyucu bir aileye sahibim anlayacağınız...
İlkokula ilk gittiğim gün diğer çocuklar zırıl zırıl ağlarken, ben taş kestim, sesimi çıkartamadım önce ama sonra dişimi sıktım, ağlamadım rezil olmamak için... Hatta işi iyice karizmaya döküp, anneme "Hadi sen git, hep burada mı duracaksın?" diye sormuşluğum vardır.
Kocaman bir ilkokuldu okulum, her sınıf için ayrı binalar, bloklar vardı. Örneğin, birinci sınıfı 70lerde yapılmış, oldukça retro etkilenimli bir binada okudum, üçüncü sınıfı da okulun ilk binası olan, ahşap ve taş karışımı çok güzel bir Rum evinde...
İlkokulda ilk gün çok acaipti. Çocukların bir çoğu okumayı, yazmayı hatta 6lara kadar çarpım tablosunu biliyorlardı. Bense bilmiyordum. Öğretmen de soruyordu sınıfın çoğunluğu biliyor diye! "2 kere 2 ne eder?" diyordu, "Dörrrrrrtttt!" diye bağırıyordu bütün sınıf. Bense ne olduğunu anlamaya çalışıyordum, anlayamıyordum. Sonradan matematikten nefret etmemde bu garip tutum etkili olmuştur. "Bilen var, bilmeyen var! Ne soruyorsun e kadın?" diyemedim öğretmene tabii.
Dediğim gibi sınıfta okumayı bilen bir sürü çocuk vardı. O zamanlar bu okumayı erken yaşta sökmek durumu bir zeka ileriliği vasfı olarak görülüyordu. Hala daha, okumayı erken söken ve bununla hava atan insanlar ve aileleri vardır. Ama bunun zekanın ileriliği ya da geriliğiyle bir alakası olmadığını aldığım "Pedagojik Formasyon" derslerinde öğrendim bir güzel. Hatta çocukları belli bir yaştan önce okuması için zorlamak, çalıştırmak, özendirmek de yanlış bir şeymiş. Çünkü o zaman, kendi özgün oyun dilini yaratamıyor, kopyaladığı, öğrendiği şeyleri daha çok kullanıyor; yaratıcılığı baltalanıyormuş... Kişiden kişiye elbette değişir bu ama günümüzde, bu gibi nedenlerden dolayı çok istenmiyor bir çocuğun ilkokuldan önce okuması.
Ben okumuyordum ama resim yapıyor, resmi çizerken de öyküsünü anlatıyordum. Balonsuz bir çizgi roman gibi görüyordum bütün resimlerimi de... Ne komik değil mi? Düşünün kağıdın üstüne eğilmişim, kendi kendime bıdır bıdır konuşup duruyorum. Okumadan önce uydurmaya başlamışım hemen. O zamandan belliymiş, ne olacağım! Hikaye anlatmayı belki çocukluğumdaki bu huyumdan dolayı seviyorumdur. Belki bu yüzden uzun uzun yazıp blogu şişiriyorumdur.
Olabilir yani, akla makul geliyor; neden olmasın...
olabilir, bence de cok mantikli, hatta kesin oyle, yani oyle olmali, olsa guzel olur :)
YanıtlaSilhaha, bence de olur. öyle zaten sanırım. :)
YanıtlaSil