günlerden pazartesi, saatlerimiz 9:00'u gösteriyor. elde kantin çayı, hayır, hayır ben o yıllarda sabahleyin çay içmem. o halde elde kantin kahvesi, l&m light cigarası. amfi önünde lak lak: yanımda elif, onun yanında gonca, onun yanında buket, onun yanında biri, birinin yanında gülşen. sigara ekibi. beklenen ders drama dersi. dünya derdi. ve godot. beklenmemesi gereken birisi.
hello vladimir, I hope that you are well and everything is good over there. please find attached the meaning of life. I am waiting for your kind reply regarding this very important issue asap. best, ç.
pazartesi; saatlerimiz 9:00'u gösteriyor. bugün ofise bir geldim: yüzüm buruşuk çarşaf modeli. iki tırnağım kırık. keten gömlek de kendini kaybetmiş. bilgisayarımı açıyorum; bakın bizim ofiste bilgisayarımız var. ne hoş şey! her zaman e-mailler geliyor. ali'den, veli'den, benim ispanya'daki amirimden. sıkı bir outlook express çalışması sergiliyoruz. sürekli birbirimize bir şeyler yazıp, en iyi dileklerimizle ve selamlarımızla bitiriyoruz. toplantı yapıyoruz. çay içiyoruz. içinde kasvetli bir gemi kazası resminin asılı olduğu, psikolojik olarak son derece yıpratıcı manzarası olan sigara içme odamız da var. var oğlu var. ama ne demişler başka bir sabah, saat 9:00 gösterirken? "life is meaningless." pazartesiden cumaya. hem bakın, canan hoca'nım koridor başından göründü ve ne berbat bir yazı bu! aslında, koridor da zemin koridoru. çok kişilikli bir koridor. hayal gücü engin ancak kasvetli. idare amirliği tarafından girince sağda. hayır solda. kapıya dönükken sağda, değilken solda. ya da bilemiyorum. A7. A8. A9. ertesinde elbette A10. sonunda koridorun, merdiven sahanlığının orada arkada. mütemadiyen kedi çişi kokmasıyla aklımda.
hi there ç,
we are very well; doing great. thank you. attached please find Meaning_of_Life_InventoryV1July07.xls and fix the dates, also titles which we are highlighting during the fourth quarter. make sure you get the final versions of marketing grids from pozzo, too. regards, vladimir.
yazamıyoruz. yazışıyoruz. akıl bir takım koridorlara girip çıkıyor. beden çay doldurmaya gidiyor, dolmuşta para uzatıyor, gökdelenleri izleyip, ciğerlerine dolu dolu sigara dumanı çekiyor. beden kendisine verilen emirleri algılıyor, aklı ikna ediyor, ya da akıl akıllığını bilip onu ikna ediyor, ikna oluyoruz birbirimize bakıp. düşüncemizde çalışkanlık bir erdem.
ama, yine de her sabah ama her sabah, gökdelenlerin mimarisinden nefret ediyor, o kanyon denilen yeri çok garip buluyor; levent'te onca insanın öldüğü o noktada, onların anısına tek bir ibare bile olmayışına çok şaşıyoruz. buralarda her şey unutuluyor kolayca. her şey hazır. hemen tüket, tüketimden mutlaka ki çok büyük verim al. unutmak erdemin olsun ki yeniden al, tüket, verim kazandır. çark dönsün. ki zaten dönüyor; misal ben de öğlene doğru unutuyorum sabah vakti düşündüklerimi. daha dik bir yürüyüş kazanıyorum. gidip dudağıma pembe bir ruj sürüyorum. saçlarımı karıştırıyorum. aslan oluyorum, kaplan oluyorum. ama öğle arasında komşu plazada çalışan ayşegül’ün patronsuz ofisine gidip “biz çalışmaya daha ne kadar devam edeceğiz?”, “bize neden şans topu falan denk gelmiyor?”diyorum. sonra yine masa başına oturup, herşeyi unutuyorum. ve bu arada insanlar alışveriş yapmayı sürdürüyorlar ya da kendileri için hiç aslında hiç bir anlamı olmayan işlere bulaşıyorlar; anlamsızlığın içinde anlamlılık yanılsaması yaratıp, her şeyi olduğundan daha da anlamsız kılıyorlar. büyüsü bozuluyor bu yapma düzenle kaosun. birisi aklımızın evrimini bozmak istiyor. bir toz bulutuyduk. bir düşünce bulutuna dönmeliyiz oysa. kaostan başka bir şeye inanmaya gerek bile yok; işin komikliğine bak ki: bizi, magmanın çekirdeğindeki eriyik demirin yarattığı manyetizma koruyor. hey! sen de mi yitiksin adamım? neredeyiz şimdi? az önce amfinin kapısında duruyorduk. insanoğlu: bugün var, yarın yok. evet, yarın yok. dün de kırıntılara dönüştü, bisküvüt. hayat edebiyatla sadomazoşist bir birliktelik sergiliyor. süt büsküvüt ilişkisi. sigara içiyoruz. sütduman oluyor, duman dağılıyor karanlıkta. dışarıda bir yerin herhangi bir güneşi. herhangi bir yerdeki bir güneş ülkesi. ve ben hangi plastikten mamulüm acaba? "bu kelimeler kime ait?" rengim kaçıyor. susuyorum. motorda bir sigara daha yakıyorum. bir sigara, bir sigara daha. hanımefendi diye çağırılacak yaşa geldim. hanımefendi, sigara? dünyanın bütün kırmızı marlboroları benim oluyor. yüzüme gözüme kanser bulaşıyor. izmaritler balık olup gidiyor. lodos. ev dönüşü bilmemkaçıncı sigara. bilmemkaçıncı çakmak hareketi. hırş, trak. toplantıda da bazen trak geliyor. hırş. trak. toplantı defterimin üstünde: “tout est important” yazıyor. ironi. bu defter toplantı defteri olsun diye alınmamıştı. içinde lyon notlarım var. şöyle yazmışım: "insan makineleşmeye, makinalar da insana benzemeye başladı. karşınızda insanın zapt edilmez zapt tutkusu ve algısının kibiri." bu aldığım akılsız notlar ve sistematik delilik düşüncelerinden dolayı bir çok şeye küfürü basasım geliyor. ama güçlüyüm, sesimi bastırıyorum. sigara yakıyorum. eve geliyorum. oturuyorum. yazı yazmaya çalışıyorum. ama yazdıklarım da o kadar dağınık oluyor ki, hiç bir şey anlatamıyorum. kelime sarfiyatı yapıyorum. algının da, alfabenin de, akılın da, akılsızlığın da tüm musluklarını sonuna kadar açıp altında boğulasım var. başka bir şey istemiyorum. belki bir de vadi sonunda parlayan deniz ve zeytinağaçları... küçük cennet: çıplak ve koyu bir toprak, sararmış otlar, çılgın zakkumlar. orada, rakıları içip içip kahkahalar atasım var. ama yarın salı, ve saatler yine dokuzu gösterecek. henüz olmaz. olamayacak.
Tüket at, tüket at, at at at yenisini al, eskisini at, Ali Veli'yi at, Veli topu at
YanıtlaSilSana pembe yakismaz ki
Sen icindeki kufurleri bastirmayi kolay mi zannettin? Hosgeldin, voila the meaning of the life
Ali Veli'yi at..
attim.
ç. plazalarda. doğrusu bu kelimeleri günlerdir bekliyorduk:) plazaları, kanyon'u bir de sizden dinlemek; veri veri interesting.
YanıtlaSilç.,
YanıtlaSilruyamda gordum seni iki gun once. bir nehrin uzerinde sandalla yavas yavas ilerliyoruz. sen her birkaç metrede bir birseyler atiyorsun suya, attigin her obje ile daha da hafifliyorsun sanki. sonra en son bol anahtarli bir anahtarlik atiyorsun suya. sesi kulaklarimizda çinliyor, çikardigi dairelere bakarken "oh, bu da geçmisimin son parçasiydi" diyorsun. ben gulumsuyorum. meger geçmisinden kurtulma çabalariyla, seni ona baglayan ne varsa suya atmissin. nehir bizi dev bir kitapligin onune getiriyor. biz binlerce kitap karsisinda buyuleniyoruz. biraz ilerledikçe, kitaplarin hemen kosesine slklsmls oyun kagitlari buluyoruz. sen benim falima bakiyorsun sozde. ustuste iki kalp asi açiyorsun. ben kurek çeken c.'ye donup, "bak gordun mu, demek ki sen sonuncu degilmissin" diyorum..
bir anlami vardir muhakkak..
operim gididan.