28 Kasım 2011

Délire Chronique Evolution Systématique

Özlenecek yer değil aslında Magnan. Hele bende tren mezarlıklarını özleyecek bu kafa olduğundan hiç değil. Oysa, Magnan denize çıkar; bu şehirdeki bir çok yer gibi "İngiliz Yürüyüş Yolu" üzerinden azur mavisine bağlanır.

Işıkların olduğu köşeden, altın fiyatına da olsa tahin bulabildiğimiz tek yer olan "Çingene" isimli Ermeni lokantasını geçince sağa doğru dönerseniz, çılgın çakılları ile hilal şeklinde uzanan plajı görürsünüz. Ama Magnan'da asıl gidilecek olan yer bir fırındır 2004 senesinde. Ne plaj, ne Le Gitane lokantası... Sadece fırın. Sıradan, hatta pis ve salaş bir mahalle fırını. Yani Çingene'den sonraki dükkan; eskiden Dünya'nın en güzel, en fondanlı, en ıslak, en çikolatalı keklerini yapan isimsiz mekan.

Ah be, Valentin Magnan.

Hayatı bana anlatan bir semtle aynı ismi paylaşıyor olman ne komik; hele aklımda şimdi bir fırını anıştırıp kendini hatırlatman! Yanımda Gustav olsa "Eşlemlilik!" derdi, Madam U. var "Beni yaz!" diyor.

2 yorum:

  1. magnanco-dépressif derler hala oralarda...

    YanıtlaSil
  2. bipolarsan çık, sınırda kişiliksen çıkma.

    YanıtlaSil